Malumun ilanı

Hüseyin Sarı

     Şimdi ismini hatırlayamadığım İskandinav ülkelerinin Ankara büyükelçilerinden biri “... Ben emekli olunca Türkiye’ye yerleşeceğim” demiş ve gerekçesini de şöyle açıklamıştı; ülkemde her şey planlanmış. Yarın ne olacağını biliyorsun. Ama Türkiye’de her doğan güneş beraberinde yeni heyecanlar getiriyor.”
     Sizce de öyle değil mi? İnanmıyorsanız son bir haftanın gündem tutan olaylarına isterseniz birlikte bakalım:
     Yıllardır herkesin bildiği ama sadece dost meclislerinde konuşulan “futbolda şike olayları” nihayet patladı. Fenerbahçe’nin efsane başkanı ve birçok ünlü spor adamı tutuklandı. Beşiktaş asbaşkanı ve teknik direktörü Tayfun Havutçu’nun tutuklanması üzerine de Beşiktaş Yönetim Kurulu, Ziraat Türkiye Kupas’ını; …ilgili kişiler aklanıncaya kadar Federasyona iade etme kararı aldı.
     BJK’nin bu tavrı elbette alkışlanacak bir durum. Şimdi sıra Fenerbahçe’de…
     Sonuçta mahkemeler ne karar verecek elbette bilemeyiz. Ama ne karar verirse versinler sonuç gelecek sezon için kaos yaratmaya yetecektir. Beşiktaş’ın, Fenerbahçe’nin oynayacağı “Türkiye Kupası” maçı şimdilik bir başka bahara kaldı. Sadece bu mu? Sporumuzun futbol ayağında her şey “Yandı gülüm keten helvası” oldu.
     Gel de büyükelçiye hak verme ama turpun büyüğü heybede. Büyükelçiyi heyecanlandıran olaylar sadece bu neviden gelişmeler olsaydı işimiz kolay olacaktı. Ama kazın ayağı öyle değil. 13 Mehmetçiğin şehit düşmesi işleri karıştırdı ve siyasileri “sözün bittiği” yere getirdi. Eh!.. taşları toplar köpekleri sokağa salarsan olacağı buyduydu…
     Bilmem farkında mısınız? Başbakan her hamlesinde “millete gideriz” diye söze başlıyor ya… Deniz Feneri’ndeki gelişmeleri ve buharlaşan 36 milyon Eura, Aysel Tuğluk’un “Demokratik Özerklik” bağlamındaki zırvaları ve şehitlerin yüreklerde yarattı infialin sıcağında millete gitse acaba millet yine “yola devam mı” derdi, yoksa ona kırmızı kart mı gösterirdi?
     Karar sizin. Ama benim dikkatinizi çekmek istediğim başka bir nokta var.
     Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir aşamanın sürecinde ve de kabuk değiştiriyor. Bu değişim günü gelince kaçınılmazdır. Aksi halde yağlı pehlivan misali açık düşersiniz. Bunu Osmanlı yaşadı. Ama o geçte olsa durumu fark etti ve Cumhuriyetin alt yapısını hazırlayarak tarihteki yerini aldı.
     Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu zorunlu değişime “Zamanın ruhu” diyor ve kavramı şöyle açıyor:
     Tarihte üç defa Türkiye “zamanın ruhu”nu yakalamıştı:
     - Tanzimat... Fransız İhtilali’nin dünyayı saran ilkeleriyle Osmanlılığı uyumlaştırma düşüncesi ve ona göre yapılan “restorasyon” reformları, kurumların değiştirilmesi...
    - Cumhuriyet... Dünyada imparatorlukların yıkılıp ulus devletlerin kurulması dönemi, Türkiye’de “ulus devlet”in inşası, ona göre “yenileme” reformları, bu defa kurumların değil, rejimin değiştirilmesi...
    - 1946’dan itibaren demokrasiye geçiş... Batı yönlü dış politika ve ona göre Türkiye’nin uluslararası kurumlara üye olması...
    Şimdilerde Türkiye dördüncü döneme geçişin sancılarını çekiyor. Bu 1989’da Sovyetlerin dağılmasıyla başlayan sürecin ürünü olan küreselleşmedir. Bu oluşum bizi kısa bir sürede tek kutuplu bir dünya düzenine getirdi. BM, gibi kuruluşlar başta olmak üzere, hemen bütün bölgesel ve uluslar arası kuruluşlar, artık tek süper güç olmanın tadını çıkaran ABD’nin peşine takıldılar. Emperyalizmin yeni adı günümüzde “küreselleşme” oldu.
    Ve şimdi ben derim ki Türkiye bütün enerjisini yenidünya düzeninde tarihine, kültürüne, geleneklerine yakışır bir konumda yerini almaya harcamalıdır.Bilelim ki gerisi malumun ilanı olur