LOZAN

Hüseyin Sarı

                                              …Efendiler!.. Misak-ı Milli’nin haritası yoktur…
     Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının üzerinden 87 yıl geçti ama onun gerek ulusal ve gerekse dünya tarihinin gidişatı üzerinde yaptığı etkiler yazık ki yeterince analiz edilip gençlerimize anlatılamadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin benzerleri tarafından tanındığının belgesi olan bu antlaşmanın kırılma noktası ve de anahtar sözcüğü bilelim ki “Musul”dur.
     İmzalandığı günden bu güne geçerliliğini koruyan Lozan Antlaşması’nın resmi adı “Yakın Doğu Sorunları Konferansı”dır. Adından da anlaşılacağı gibi bu konferans sadece Türk-Yunan Savaşı’nı bitiren bir antlaşma değil tam tersine Ortadoğu’yu yeniden yapılandırma ve petrol bölgelerine egemen olmanın mücadelesidir. Bu mücadelede biz tüm isteklerimizi alamadık. Misak-ı Milli’nin hedeflerine ulaşamadık. Her şeye rağmen biz başarılı olduk ama İngiltere’de kaybetmedi.
     TBMM’nin olmazsa olmazı olan Anadolu’da Ermeni Devleti’nin kurulmasına yönelik çabaları engelledik. Osmanlının borçlarını düzenledik. Kapitülasyonları kaldırdık ama Batı Trakya ile Musul’u sınırlarımızın dışında bıraktık. Özellikle Musul konusu mecliste çok tartışıldı.
     Meclisin ortak görüşüne göre Musul Sorunu çözülmezse:
     -Türk-Kürt ayrılığı çıkar.
     - Kürt otonom bölgesi kurulur.
     - Doğacak Kürt sorunu emperyalizmin ekmeğine yağ sürer. Ve İngiltere Türk-Kürt çatışması üzerinden geliştireceği politikalarla İslam dünyasını sonu gelmez kardeş kavgalarına sürükler.
     O günün şartlarında ve de bütün yokluklara rağmen 1923 Meclisinin öngörüleri de tek tek çıkmış ve bu günlere gelinmiştir.
     Peki, Musul dolayısıyla da Kerkük alınamaz mıydı?
     Hamasetten sıyrılıp aklıselim düşünen hemen bütün tarihçiler ve de stratejistler o günün koşullarında Musul’a askeri bir harekâtın düzenlenmesinin hemen hemen imkânsız olduğunu söylerler. Nedenini de şöyle açıklarlar:
      !877-78’de başlayan savaş kesintisiz 1922’ye kadar sürmüş ve elde kalan ordunun da İngilizlerle savaşa girmesi, kazanımların da elden gidebileceği riskini beraberinde getirir, düşüncesi ağır basmıştır. Peki, Musul’dan vaz mı geçilmiştir?
     Elbette hayır. Konunun mecliste tartışıldığı en hararetli saatlerinde kürsüye gelen Gazi M. Kemal Paşa; … Efendiler!.. Misak-ı Milli’nin haritası yoktur. O harita ülkenin yüksek menfaatlerine göre belirlenir. Ve biz Musul’dan vazgeçmeyeceğiz…
     Anlaşmayı imzalayan İsmet Paşa’da Misak-ı Milli’nin haritasının olmadığının farkındadır. Lozan dönüşünde kendisini karşılayan M. Kemal’e ; ... Eksiklerimiz var. İstediklerimizin bazılarını alamadık... diye, dertlenir. Onun üzüldüğünü gören M. Kemal Paşa; ...üzülme İsmet zaman içersinde eksikleri gideririz... diyerek, kendisini teselli eder.
     Öyle de olur ve 1936’da boğazlar, 1939’da Hatay meselesi Misak-ı Milli’nin ruhuna uygun düşecek şekilde çözümlenir. Ama hala eksikleri vardır; bunların başında da güncelliğini hiç yitirmeyen Musul ve Kerkük gelir.
     Sonuç olarak; 87 yıl önce imzaladığımız “Lozan Antlaşması” … İstiklâlimizi boğan bütün iktisadi, hukuki, askeri, kültürel ve siyasi kapitülasyonlardan kurtulmaya yönelik masa başında verilen kavganın da adıdır…
     Ne kadarını başardık, başardığımızın ne kadarın koruduk, eksik bırakılanların ne kadarını tamamladık? Onun muhasebesini de artık siz yapın.