KURTARICI BEKLEYEN TOPLUMLAR KURTULAMAZLAR

Hüseyin Sarı

Ülkemizde siyasetin, bir başka ifadeyle devleti ele geçirmenin trafiği hızlı seyredince Albay Dursun Çiçekin tutuklanıp salıverilmesi sürecide kafalarda yeni sorular yaratma bahasına 19 saatte tamamlandı.
Herhalde sizler de farkındasınız bu ülkenin sorunu kimi, kim yargılayacak sorusuna cevap bulmanın ötesinde dağıtılan adaletin vicdanları niye rahatlatmadığı noktasında düğümleniyor. Bu düğümün nasıl çözüleceği konusunda hemen herkesin bir fikrinin olması doğaldır. Tabii beklentilerinin de Beklentilerden birincisi zannederim şu herkese lazım olan adalet eğer geç geliyorsa o adalet değildir. İkincisi de kanunların adil olması ve bunların da eşit uygulanması. Zaten bunlar hukuk devleti olmanın olmazsa olmazlarıdır. Ama sessiz çoğunluk yazık ki bu iki koşulun sağlıklı işlediğinden pek emin değildir.
Adalet dağıtıp haklılaştırma işleminin tesisinde sistem önemlidir. Fakat sistemi sağlıklı işletecek elamanların yetiştirilmesi de en az sistem kadar önemlidir. Zira siz istediğiniz sistemi kurun, adil kanun çıkarın ama onu hayata geçirecek ve de eşit uygulayacak olan sonuç itibarıyla insandır. Zannederim eskilerin tabiri ile ehemi mühime yani birini bir diğerine tercih etmeden her iki unsuru da çağdaş normların ışığında ayağa dikmek devlet olmanın gereğidir. Adalet mülkün (otorite olmanın) temelidir sözü boşuna söylenmemiştir. Bunu geçekleştirmek ise siyasetin veya bir başka deyişle hükümetin görevidir.
Hal böyle olunca siyaset yapanlar veya yapmayı düşleyenlerin eli temiz olmalı. Temiz olmalı ki yürekleri Tanrının rahmeti gibi her tarlaya eşit yağmayı kaldırabilsin. Ama eller temiz değilse bilesiniz ki siyasi irade ve onun kontrol ettiği güçler vicdanları hep kanatacaktır. Ya öylemi diyenler için işte size örnek:
Deniz Feneri Davası ile ilgili ne selam ne kelem düşüyor gündeme ama Ergenekon Davası ile ilgili belgeler de gündemden hiç çıkmıyor.
Peki, her ikisi içinde mahkemelerce alınmış yayın yasağı kararı yok mu
Elbette var.
O zaman bu çifte standart niye Onun cevabını da siz düşünün.
Aslına bakarsanız bu yazının konusu adalet olmayacaktı. Ama laf lafı açtı konu uzadı gitti. Mademki gitti o zaman adalet ile ilgili bir temel düşüncemi de izninizle ilgi ve bilgilerinize sunayım ben hukuk fakültesini bitiren 20 yaşındaki bir delikanlının adalet dağıtma konusunda ruhen hazır olduğunu düşünmüyorum. Belki istisnalar vardır. Ancak onlarda bu kaideyi bozmaz. O zaman hukuk fakültesine gidecek bir gencimiz önce pozitif bağlamda bir lisan eğitiminden geçmeli ve ondan sonra hukuk okumalıdır. Aslına bakarsanız aynı yaklaşım ilahiyat ve tıp içinde geçerlidir.
Şimdi gelelim işin özüne: Adalet istiyorsak ekonominiz iyi olacak. Güvenlik istiyorsak da öyle... Aynı şekilde alt yapının çağdaş normlara oturmasını istiyorsak olması gereken ön koşul yine sağlıklı bir ekonomidir. Kısaca devlet, devlet gibi yürüyecekse onun nakdi de ve kredisi de sağlam olacak.
Peki, nedir onlar derseniz Biri ordu diğeri de ekonomidir.
Kemal Unakıtan maliye bakanlığından alınıldıktan sonra geçenlerde beni tebessüm ettiren ilginç bir laf etti ve dedi ki Ülkede kriz sadece Tayyip Beyi teğet geçti.
Geçen üç ayın rakamları da Unakıtanı doğruladı. Devletin resmi rakamları gösterdi ki daha şimdiden gelirler azalmış, giderler artmış. Bütçe açığı hedefleri alt üst etmiş. Kısaca 2009un ilk çeyreğinde ekonomimiz yüzde 13,8 küçülmüş. Tabii hal böyle olunca 53 milyar dolarlık bir değer de halkın cebinden buhar olup uçmuş. Yani fakirleşmişiz.
Şimdi şapkamızı önümüze koyup bir düşünelim. Krizin çıktığı ülke olan Amerikan ekonomisi bile yüzde 2,5 küçülürken, biz neden dünya rekoru kırdık Bu olgu acaba kaderimiz mi Yoksa yanlış yaptığımız bir şeyler mi var
Ben derim ki düşünmeliyiz. Düşünürken de ekonomik sorunlarını çözemediği için tarih sahnesini terk eden devletleri mesela Osmanlıyı hatırlamalıyız. Eğer canımız uzağa gitmek istemiyorsa o zaman son 50 yılda görev yapmış hükümetlerin seyir defterlerini gözden geçirebiliriz. O zaman da görürüz ki hepsinin geliş ve gidişinde belirleyici olan ağırlıklı öğe ekonomidir. Zaten tarihi gerçekler de gösteriyor bir ülkenin ekonomisi sağlıklı değilse çözdüğümüzü düşündüğümüz her temel problem kısa bir süre sonra şöyle veya böyle tekrar karşımıza dikiliyor.
O zaman ne yapacağız Yapacağımız kapısının önünde beklediğimiz Avrupalı kadar üretmek.Peki, kim yapacak, nasıl düzelecek bu ekonomi Derseniz bilin ki biz yapacağız. Yaparken de öyle kurtarıcı falan da beklemeyeceğiz. Zaten kurtarıcı bekleyen toplumlar da kurtulamazlar.