KÜRT SORUNUNUN AÇILIMI AÇILIRKEN
İçişleri bakanı Sayın Beşir Atalay Kürt sorununun çözümü konusunda beklenen açıklamayı yaptı. Yapmasına yaptı da çözümün ne olduğu konusunda tek kelime etmedi. Ama konuyu tartışmak isteyenlerin kucağına iki anahtar kavram bıraktıaçılım ve demokrasi.
Tartışılmasına tartışılacak ancak sonucun ne olacağını Sayın Cumhurbaşkanı biliyor. O daha iki üç ay önce Fevkalade güzel bir şey. Bu tarihi fırsatı kaçırmayalım demedi mi Ancak açılımın ne olduğunu söyleyemedi.
Peki, neden söylemedi Nedenini elbette en iyi kendisi bilir. Ancak görünen o ki çözümü ya içine sindiremedi veya yüreği kaldırmadı.
Her alanda açılacakları açmayı asla kaçırmayan sayın başbakan da Kürt sorunu konusunda nedense açılmamayı yeğlerken, Diyarbakır milletvekili Aysel Tuğlukta ilk defa PKK sözcülüğünden sıyrılıp öz eleştiri yaptı ve Bizlerde yanlış yaptık. Askerler de ölmesin demeliydik dedi.
Aysel Tuğluk hanımefendi siz bu güne kadar bu milletin ve de Kürt tandanslı yurttaşların aş ve iş sahibi olması için neyi doğru yaptınız ki Açıklasanız da öğrensek. Sabah akşam demokrasi ile yatıyor demokrasi ile kalkıyorsunuz ama demokrasiyi soluklanmanın olmazsa olmazlarının hayat bulması konusunda kılınızı kıpırdatmıyorsunuz. Yani bölgenizde yaşayan insanların iş ve aş sahibi olması konusunda tek proje sunmadığınız gibi kişiyi ağanın tasallutundan, şeyh ve dedelerin etkisinden ve de aşiret baskısından kurtarmak için kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz.
Neden kıpırdatmıyorsunuz Kıpırdatamazsınız çünkü o zaman kişi birey olacak ve olduğu ölçüde de sürüden ayrılacaktır. Ama merak etmeyin sizlere rağmen bu millet bunu gerçekleştirecektir. Gerçekleştirecektir zira tarihi koşullar ve günümüzün siyasal konjonktürü bizi icbar ediyor.
Bilindiği gibi Kürtlerin Türk tarihi ile yoğun ilişkisi XVI. Yüzyılda başlar. Yavuz Sultan Selimin Şah İsmaille olan kavgası Alevi Türkmeni Şaha, Sünni olan Kürtleri de Osmanlıya yaklaştırdı. Osmanlı yönetimi Kürtlerin yaşam biçimini doğru tahlil etti ve kendilerine Özel Ocaklık statüsü tanıdı. Uygulama onların kendi iç dünyalarında serbest kalmaları anlamına geliyordu. XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren başta İngilizler olmak üzere bazı dış güçlerin kışkırtmasıyla Kürtler huysuzlanmaya başladılar ve bu durum İmparatorluğun yıkılışına kadar devam etti.
1920lere gelindiğinde zorunlu bir ulus/devlet projesi olarak gündeme gelen Cumhuriyet, Osmanlıdan kendisine kalan coğrafyanın üzerinde yaşayanları yeniden yapılandırırken ayrılıkları değil, benzerlikleri esas aldı. Bu uygulamada doğal olarak dinsel referanslar ile etnik farklılıklar yeni yapılanmada kendilerine yer bulamadı. Cumhuriyetin önderleri, Aydınlanma Çağını yaşamamış, dolayısıyla da Sanayi Devrimlerini idrak etmemiş, üstelik de ağırlıklı bölümü Ortaçağın standartlarına takılıp kalmış, yığınlardan çağdaş bir millet yaratmak gibi çok iddialı bir projenin peşine düştüler.
Elbette bu politikaya karşı direnişler de olacaktı. Oldu da. Görünüşü İslami, özü Kürtçülük ve hizmeti İngiliz kokan 1925 Şeyh Sait Ayaklanması bunlar içinde sonuçları itibarıyla en sıkıntılı olanıdır. Bu olay Milli Mücadele yıllarında başlayan sıcak ilişkileri derinden etkilerken, 1937de Ağrı, 1938 Dersim İsyanları da ateşe adeta benzin dökmüştür.
Bunlardan birincisinin finansörlüğünü İngilizler, diğer ikisini de büyük ölçüde Fransızlar yaptı. Peki, neden yaptılar İngilizler Musul ve Kerkükün, Fransızlar da Hatayın peşindeydi de ondan. Olan Kürtlere, bir başka deyişle genç Cumhuriyetin yurttaşlarına oldu. Onlar sadece kinlenmekle kalmadı aynı zamanda gelecek için hem öfke hem de malzeme biriktirdiler.
Bu arada askerin, isyanları bastırmasıyla Kürtlük idealinin Ağrı ve Dersim dağlarına ebediyen gömülmüş olduğu gibi bir duygu ve anlayış zamanla Cumhuriyet aydınında inanç haline geldi. Bu anlayıştan dolayıdır ki zaman içinde Kürtlük, Türkiyede, özellikle de batı bölgelerimizde, sadece Kürt İdrisin lakabından başka bir anlam ifade etmemeye başladı. Tabi bu duygu aynı zamanda devletin de uykuya yatırılması anlamına geliyordu. Ama unutulan bir gerçek vardı ki o da Kürtlerin bölgenin otantik bir halkı olarak binlerce yıldır aynı coğrafyada ve çoğunluk olarak yaşamaları gerçeğiydi. Yaşamanın ötesinde dilleri, yani Kürtçe, medrese ve tarikatlar vasıtasıyla dinsel eğitim diliydi ve Kürt kültürü yaşayan bir öğe olarak varlığını sürdürüyordu. Hal böyle olunca milliyetçi bir Kürt aydın sınıfının doğması kaçınılmazdı.
Öyle de oldu ve Türk solu da 70li yıllarda bu doğuşa hem döl yataklığı hem de ebelik yaptı. Bunun somut göstergesi PKKdır. PKKnın teorik yapısı diğer Kürt örgütleri gibi referansını, geleneksel Kürt hareketlerine değil, temel olarak Türk sol hareketlerine, özel olarak da Mahir Çayanın manifestosuna dayandırdı. Pratiğine gelince örgütün kurucu kadroları Mahir Çayan sempatizanı, çoğunlukla da Kürt değil, Türk kökenli kişilerdi.
İşin ilginç yanı Kürt kökenli olanlar da Kürtçe bilmiyorlardı. Bu bir paradokstu. Tuhaf olansa bu paradoksun hala sürüyor olması. Zira örgütün kendi mensupları arasında, kendi yayınlarında, kendi örgütsel yapılarında dahi Türkçeyi kullandığını unutarak, dökülen bu kadar kanın hedefinin Kürt diline haklar tanınması olduğunu söyleyecek kadar gaflet içinde bulunuyorlar.
Sonuç olarak yürütülen onca kanlı eyleme ve kışkırtmaya rağmen PKK, ne Türkü, Kürtler için Öteki haline getirebildi ne de Türk halkının ezici bir çoğunluğu Kürtleri Öteki olarak gördü. Ülkemizde dil ayrılığı temelinde farklı kültürel kimliklerin bulunduğu toplumsal bir realitedir.
Her şeye rağmen bu olgu umut verici bir durumdur. Şimdi yapılması gereken Kürtçü olmayan Kürt Aydınına yardımcı olmaktır. Bunun yolu da öncelikle onların mal ve can güvenliğini sağlayarak kendilerini yüreklendirmektir. Aslında yapılacak iş devleti devlet gibi biran önce işe koşmaktır. Görünen o ki zaten onlar da bunu bekliyor.
- GAZA GELMEYELİM
- ŞU DERSİM MESELESİ…
- KEŞKE YAPMASAYDI
- CUMHURİYETİN ANLAMI
- “Dün, dündü cancağızım...”
- Yaşasın akşamcılar
- ÜRETMEK VE DE AHLÂKLI OLMAK
- YENİ BİR ANAYASA YAPALIM AMA…
- OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRETMENİME MEKTUP
- “LAİKLİKTEN KORKMAYIN”
- BAŞLIKSIZ
- TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ
- GİT GEL KONYA ALTI SAAT!..
- “BU MEMLEKET BİZİM!..”
- Sınırlarımız değişecek mi?
- “DİN ADAMLARI VE PARA”
- “VERGİ Mİ”?
- LOZAN
- Malumun ilanı
- OSMANLININ AYAK SESLERİ
- Yemin
- …BEN KİMSENİN ADAMI DEĞİLİM!..“TANJU ÖZCAN”
- “CİBİLLİYETİ BOZUK OLURSA!..”
- EVREN PAŞA’NIN SUÇU NE?
- Seçim yolunda “Cennet ve cehennem”
- Seçimlere iki hafta kala
- “19 MAYIS”
- REKTÖRÜN ONURU VEYA DOÇENTİN GURURU!..
- MARGARET THATCHER VE BASIN
- ÇILGIN PROJELER
- ZEYTİNİN TERİ
- “PARDON ŞİFRELEME SEHVEN OLMUŞ”
- “ŞİFRELENİYORUZ”
- ANAYASANIN DİKENLERİ
- “AMAN PAŞA HAZRETLERİ İDARE-İ MASLAHAT!..”
- “ BEDELİ ÇANAKKALE‘DE ALTIN OLARAK TESVİYE OLUNACAKTIR.”
- KADINIMIZIN SEYİR DEFTERİ (2)
- KADINIMIZIN SEYİR DEFTERİ (1)
- “CHP'NİN ÇAKILI ÇİVİSİ YOK”
- YOKLUKLAR İÇERİSİNDE ERMEK MARİFET DEĞİLDİR.
- SÖZ OLA KESE SAVAŞI SÖZ OLA KESTİRE BAŞI
- DÜNDEN BUGÜNE “MISIR”IN SEYİR DEFTERİ
- SON FİRAVUN HÜSNÜ MÜBAREK
- YUMURTA ATAN ÖĞRENCİLER!..
- “MUHTEŞEM YÜZYIL”
- KATİLLERLE BİRLİKTE YAŞAMAK…
- DANANIN KUYRUĞU KOPARSA!..
- HİBRİT REJİMLER
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (3)
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (2)
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (1)
- AH!.. NERDE O ESKİ BAYRAMLAR?
- SADAKA ALMAYA ALIŞIRSAK!..
- İNÖNÜ’YE SORMUŞLAR!..
- "Kimsesizlerin Kimsesi" CUMHURİYET
- Şili halkı adına seviniyor, kendi adıma üzülüyor, ülkem adına kahroluyorum
- GAZİ M: KEMAL NEDEN YAŞIYOR.
- TARİH VE TURİZM
- TARİH VE TURİZM
- TARİH VE TURİZM
- HAZIR BAŞBAKAN SÖYLEMİŞKEN!..
- REFERANDUMDAN KİM GALİP ÇIKTI?
- KİME GÜVENECEĞİZ?
- “13’ÜNCÜ DEV ADAM”
- “ET TEKRÂRÜ AHSEN, VELEV KÂNE YÜZSEKSEN”
- DERSİM İSYANININ ASLI?
- KURT VE HARDAL
- “ORGANLARI YER DEĞİŞTİRMİŞ ADAM”
- SÖZÜN BİTTİĞİ YER…
- DANANIN KUYRUĞU “ANADİL EĞİTİMİYLE” Mİ KOPACAK
- PROFESYONEL ORDU
- AKVARYUM BALIĞI VE CHP
- GÖZ BEBEĞİMİZ GÖZÜMÜZE DİKEN OLDU!.
- TERÖR BİZİM KADERİMİZ Mİ OLDU?
- İSLAMCILIK VE MEHMET AKİF
- DEVLET HALKA SORULARAK DEĞİL, HESAP VERİLEREK YÖNETİLİR
- GAZZE SEFERİ ÖNÜ VAHŞET ARKASI GAFLET
- 27 MAYIS GERÇEĞİNDEN GÜNÜMÜZE
- GAZİ M. KEMAL’DEN GANDİ KEMAL’E
- CHPNİN DERDİ LİDER Mİ
- ÖNCE LAFA BAKARIM LAF MI DİYE...
- DEMOKRASİ, LAİKLİK VE TBMM
- DEMOKRASİ VE 1920 MECLİSİ
- YENİ 1 MAYISLARA DOĞRU
- TÜRKMEN GÖÇÜ YOLDA DÜZÜLÜR
- AKP ANAYASAYI NEDEN DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR
- 12 EYLÜL ANLAYIŞINDAN AKP ANLAYIŞINA
- BİZ BORCUMUZU ÖDEYEBİLDİK Mİ
- İT ÜRÜYECEK, KERVAN DA YÜRÜYECEK!..
- DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN VUR BELİNE KAZMAYI
- ASKERİ İSYANLAR VE DARBELER
- DEVLET ŞİRAZESİNDEN ÇIKARSA!..
- HİLE/İ ŞERİYE VE İMAM HATİPLER
- KÖR ÖLÜNCE BADEM GÖZLÜ OLUR
- ORDU GÖREVE
- TATİLİ HAKEDİYOR MUYUZ
- BABAN DA OLSA GÜVENME
- KOZMATİK ODANIN PATATESLERİ
- ÜZÜLMEYİN BUNLAR DA GEÇER
- EVET!.. ADALET ÖLDÜ
- OLURSA OLUR SUYU OLMAZSA
- EKONOMİDEN NE HABER
- ALEVİLERİN CUMHURİYETİ
- ANASI KUŞ BABASI DEVE İSE!...
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (3)
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (2)
- BOLU VE SARAYIN TAVUKLARI
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (1)
- İSYAN GÜNLERİNDE BOLU
- BEN KÜRT'ÜM, BEN ERMENİ'YİM, BEN YAHUDİ'YİM
- AH!.. NERDE O ESKİ BAYRAMLAR
- RÜŞVET Mİ ŞEHVET Mİ
- YERSEN YOĞURT İÇERSEN AYRAN
- PAVLOV'UN KÖPEKLERI VE REFLEKS KIRILMASI
- KÜRT AÇILIMI BAĞLAMINDA ANA DİLLE EĞİTİM
- 24 TEMMUZLARIN ANLAMI
- UYGURLARIN DRAMI /BİRAZ TARİH/
- ATATÜRKÜN BOLU GEZİSİ VE KADIN HAKLARI
- MEVSİMLİK İŞÇİ ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER
- SAHTEKARLARLIĞIN SONU GELMZSE
- KURTARICI BEKLEYEN TOPLUMLAR KURTULAMAZLAR
- BAŞBAKANIN MAYINLARI
- ÇAKMA
- TÜRKAN SAYLAN HOCANIN MÜFTÜSÜ
- MEMLEKET İSTERİM
- DELİLİK VE DÂHİLİK
- KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİNDE ADAM OLMAK
- SEÇİM KAMPANYALARI / Cennet ve Cehennem
- İTİ ÖLDÜRENE SÜRÜTÜRLER
- BARAK OBAMANIN ÇALIMI
- Obama Kucağımıza Ne Bıraktı
- SEÇİMLERİN
- BAŞBAKANIN SÖZÜ
- DEVEYE SORMUŞLAR
- ERKEKLİK BU DEĞİL
- ERDOĞAN KRAL ÇIPLAK DEDİ
- İŞ ŞİRAZESİNDEN ÇIKINCA...
- KÖRLER SAĞIRLAR BİBİRİNİ AĞIRLAR








