KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİNDE ADAM OLMAK

Hüseyin Sarı

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü olarak kutlanır. Enstitüler, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılmış okullardır.
Tamamen Türkiye ye özgü olan bu eğitim projesini 28 Aralık 1938 tarihinde milli eğitim bakanı olan Hasan Ali Yücel bizzat yönetti. Bize özgü değerler taşıyan bu kurumların en önde gelen ilkelerinden biri programlarının öğrenci merkezli olması enstitüdeki etkinliklere öğrenci seyirci kalmayıp bizzat katılması ve bunları öğretmenleriyle birlikte yapacak olmasıydı.
İsmail Hakkı Tonguç un çabalarıyla kurumlaşan bu okullar, köylerden seçilen ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylerde öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Amaç aydınlanmanın ışığını köylere götürmek ve bireyi kendi ayakları üzerinde duracak konuma getirmekti.
Köy Enstitüleriyle ilgili çok şey söylendi ve de yazıldı. Bize göre en rencide edici olanı Buralar komünist yuvalarıdır. Çünkü kız ve erkekler bir arada okuyor. şeklindeki söylemlerdir. Bu ve benzeri söylemlerin dozu 1950den sonra daha da arttı ve sonuçta Demokrat Parti iktidarı tarafından kapatıldılar.
Köy Enstitüleri neden kapatıldı Sorusuna cevap olarak çok kişi çok farklı gerekçe söyledi. Ancak bunlar içersinde en vecizi Kinyas Kartala aittir.
250 civarında köyün sahibi ola Kinyas Kartal, önceleri sadece kendi sözüne kulak veren köylülere öğretmenlerin, farklı şeyler fısıldadığını görmüş ve gücün elinden yavaş yavaş kaçtığını fark etmiştir. Aslına bakarsanız eski Van milletvekillerinden Kinyas Ağanın bu konudaki görüşleri bütün toprak ağalarının ortak duygu ve düşünceleridir. Tabii köylülük üzerinden siyaset yapan ve kendiside hatırı sayılır bir toprak ağası olan Adnan Menderesinde...
Bunun içindir ki Kinyas Kartal 1950li yılların başında iktidara hazırlanan DPnin en üst düzeyindeki Bayar ve Menderes ile pazarlık yapar Size şu kadar bin oyum hazır. Ama bir şartla: Bu Köy Enstitülerini kapatacaksınız. Tamam mı Cevap elbette Tamam olacaktır.
Sonuçta okullar kapatıldı ama Komünist sözü halkın uyanmasından korkanların dilinde pelesenk oldu. Özellikle din eksenli politika yapan kasaba siyasetçileri bu kavramı işine gelmeyen herkese yafta yaptılar. Allahtan 1989 yılında Sovyetler Birliği çöktü de Cumhuriyetin felsefesini özümseyen ve bu yüce değerleri her koşulda savunan aydınlarımız bir şaibeden kurtuldu. Oradan kurtuldu ama bu defada Ergenekon terör örgütü olduğu iddia edilen bir girdabının içine düştüler.
Gelişimini tamamlayamamış toplumlarda aydın olmak zor zanaattır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı isen hele birde cumhuriyetin kuruluş felsefesine bağlıysan bu zorluk duruma göre katlanır gider.
Biz Köy Enstitüleri ile ilgili sözümüzü burada sonlandırıp onun kurucusu Hasan Ali Yücel ile ilgili iki anekdotu günün anısına yâd edelim.
Türkiyenin özelliklede üniversitelerin kuruluş ve gelişmelerinde Alman, gerekse Yahudi tandanslı Alman vatandaşlarının büyük rolü olmuştur. Hitler in gazabından korkan bu insanlar M. Kemal in Cumhuriyetine sığınmışlar ve başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun standartlarını yükseltmişlerdir. Sonra yine dıştan esen rüzgârların etkisi ile o günün hükümeti bir karar almış ve misafir öğretim üyesi statüsü ile çalışan bu insanlara demiş ki: Ya Türkiye yi terk edin, ya da Türk vatandaşlığına geçin...
Bir kısmı ayrılıp Amerika ya gitmiş, bir kısmı da Türkiye de kalmış. Bunlardan biri, birkaç hafta sonra Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel in kapısına dayanmış. Hoca ile tanışıklığı olan bakan sabahın erken saatinde karşısında gördüğü bu öğretim üyesine Hayrola hoca demiş, Bir problem mi var Evet demiş, hoca. Bir problem var. Ben konuk öğretim üyesi iken iki yüz lira alıyordum, Türk vatandaşı oldum maaşım yüz liraya indi. Hani para önemli değil ama bu mantığa akıl erdiremedim.
Hasan Âli Yücel acı acı güldükten sonra Hoca demiş, Sen Türk olmayı kolay mı belledin
Gerçekten de Türk olmak zor iştir. Osmanlının en güçlü döneminde bile devletin kurucu unsuru olan Türkün sıfatı İdraktan yoksun Türke çıkmıştır.
Rahmetli Yücel ile ilgili ikinci anekdotumuzda şöyledir:
II. Dünya Savaşı yıllarında Gazi Lisesi ni bitiren iki genç, okulu bitirir bitirmez, yurtdışında okumak için gençlerden birinin babası olan, Milli Eğitim Bakanı na gitmişler. Bakan, çocukları dinlemiş ve oğlunu dışarı çıkartıp, oğlunun arkadaşına şöyle demiş:
...Ben Milli Eğitim Bakanıyım... Eğer oğlumu yurtdışına eğitime yollarsam bu yakışık almaz, ama seni yollayacağım... Bu delikanlı, savaş yıllarında Alman elçisinin uçağıyla Almanya ya uçarken, bakanın oğlu olan arkadaşı da onu uğurlamaya gelmiş ve burada, lise öğrenciliği boyunca yurtdışında okumak hayaliyle biriktirdiği harçlığını da Buna benim artık ihtiyacım olmayacak. Sen kullan diyerek arkadaşına vermiş.
Kim olduklarını merak mı ettiniz
Uçağa binen çocuğun adı, Gazi Yaşargil. Yani anlı şanlı beyin cerrahı Gazi Yaşargil. Arkadaşı da Bakan Hasan Ali Yücel in oğlu Can Yücel yurtdışına gitmek için Demokrat Partisinin iktidara gelmesini bekledi ve o da Yaşargil in geçtiği süreçlerden geçerek kültür dünyamızın temel taşlarından biri oldu.
Bilmem hatırlar mısınız biz bu kişileri yıllarca komünistlikle suçladık. Ama şimdi de kırmızı dipli mumla arıyoruz. Peki, bu gün suçladıklarımızı, söz gelişi Türkan Saylan, Mehmet Haberal v.b hangi renk mumla arayacağımızı söyler misiniz 20 04 2009