KİME GÜVENECEĞİZ?

Hüseyin Sarı

    Cevabı duyar gibiyim; “Allaha güveneceğiz..” Amenna. Elbette Allaha güveneceğiz. Ama O; “Deveyi önce sağlam kazıya bağlayacak bana ondan sonra emanet edeceksin.” diyor.
    Öyleyse? Öyleyse eş dost meclislerinde ah vah edip halimizden şikâyet edeceğimize zaman zaman kendimizi masaya yatırıp siyaset bağlamında davranışımızı, duruşumuzu ve de kullandığımız oyu gözden geçirmeliyiz. Eğer bunu yapmaz veya yapamazsak -ki yapamıyoruz- bilelim devemizi bağlamaya kalktığımız her kazık elimize gelecektir.
    Ve bu bağlamada çivisi çıkan kazıkların sonuncusu KPSS ve YGS rezaletinde yaşandı. Ama rezaletin en büyüğü bana göre yetkililerin duruşlarında. Neden derseniz? Bende derim ki basında yer alan açıklamaları alt alta koyup biraz dikkat kesilerek okuduğumuzda; yönetimdeki gafletin, ihanet boyutunda olduğunu hemen sizde anlarsınız.
    Tabii yıllarca atanmak için alın teri döken cepleri boşaltılan öğretmenlerimizin haklı isyanlarını da…
    Ben geçmişte çağdaşlaşma konusunda satır başı yaptığımda ÖSYM kurumunun organize olma becerisi yanında, güvenilirliğini de hep örnek verir ve “1.5 Milyon kişiyi aynı anda sınava alıyor ve bir saatin çalışma disiplini içersinde bu sınavı başarıyla sonlandırıyor.” derdim.
    Ama maalesef orada da tuz koktu ve Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından biri olan ÖSYM’de mevta oldu.
    İnternete düşen bilgilerde bizim bu kanaatimizi doğruluyor. Örneğin 2008’de “Eğitim Bilimleri” sorularında 120’de 120 doğru yapan yok. Ama 2010’a gelindiğinde işin rengi değişiyor. İşte size 2008 ile 2010 KPSS sınavının “Eğitim Bilimleri” ile ilgili sonuçlarının ilk 6’sı.

2008             2010

105 1          120 350
102 1          119 450
101 3          118 700
100 4          117 800
99   4          116 950
98   8          115 1100

    Görüldüğü gibi 2008’de 120 sorunun tamamını yapan yok. 2010’da 120 sorunun tamamını yapanların sayısı 350, 115 tanesini yapan kişi sayısı da 1100’dür. Herkes bilsin ki bu sonuçlar eşyanın tabiatına aykırıdır.
    Bu konuda son derece iddialıyım ve diyorum ki yazdığım kitaplarımdan birini ilgi tutarak uzmanların hazırlayacağı bir testi önüme koysunlar soruların tümünü doğru cevaplayamam. Çünkü bu da eşyanın tabiatına aykırıdır.
    Sonuç:
    KPSS ve diğer sınavların üzerinde şaibe değil kaçak olduğu konusunda kamuoyundaki kanaat artık kesin bir inanca dönüşmüştür. Yakında konu üzerinde çalışan güvenlik birimleri de gerekli açıklamayı yapacaklardır. Sonuç ne çıkarsa çıksın bilelim gecesini gündüzüne katarak çalışan namuslu gençlerin isyanını dindirmeyecektir.
    Ve ben derim ki devletin artık öğretmen yetiştiren sistem ile birlikte atanacak öğrencinin alımından atanmasına kadar bütün süreci gözden geçirme zamanı gelmiştir. Söz gelişi iyi bir beden eğitimi öğretmeninden matematik bilgisi aramak ta eşyanın tabiatına terstir. Umudumuz bu terslikleri ortadan kaldıracak ve 2000 yılından beri öğretmen adaylarının önüne tıpkı bir set gibi koyulan KPSS sınavının alanı içinde adayları değerlendiren bir sisteme dönüştürülmesidir.
    Bu değişimle herkesi kendi kulvarında yarıştıracak bir sınav anlayışı hem daha adil hem de eşyanın tabiatına daha uygun olacaktır.
    Peki, devemizi tekrar sağlam kazığa bağlamak için kime güveneceğiz. Elbette devlete. Ama kaptanını ve takımını değiştirmek kaydıyla…