İSLAMCILIK VE MEHMET AKİF

Hüseyin Sarı

    Osmanlı için çanlar çalmaya başlayınca durumdan vazife çıkartan hemen herkes işbaşı yapıp düşünce bağlamında kurtuluş reçeteleri üretmeye başladı. Kısaca Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük diye kümeleyebileceğimiz görüşlerde işte bu telaşın atmosferinde şekillenip biçimlendi. Düşük yoğunluklu bir demokrasinin soluklandırdığı “II. Meşrutiyet Dönemi”nde de bu görüşler derlendi toplandı ve bir sistematiğe oturtuldu. O günlerden süzülüp gelen yaklaşımlar zaman içersinde ve de Cumhuriyet’in gölgesinde legal ve ya illegal kendine yaşam alanı buldu.
    AKP Hükümeti son zamanlarda dış politikanın dümenini hafiften Orta Doğu’ya kırınca kökleri eskilere dayanan “İslamcılık” akımı değişik yazarların gündemine gelip oturdu. Başbakanımız da, Milli şairimiz M. Akif’in:
    “Türk Arap’sız yaşayamaz; kim ki yaşar der, delidir. Arabın, Türk hem sağ gözüdür, hem sağ elidir.” dizelerini seslendirince bize de Osmanlının son dönemlerinde ortaya çıkan “İslamcılık” ile ilgili düşüncelerimizi yazmak düştü.
    Adı geçen dönemde islami bağlamda siyaset üretenler ikiye ayrılır. Bir kısmı şeyhülislam Musa Kazım ve taifesinden oluşur. Savundukları görüşler koyu bir şeriatçılıktır. Bugün için kökten dinci dediğimiz gruplar bu kanaldan beslenir. Bu düşünceler XVI. ve XVII. yüzyıllarda güçlü bir akım olarak ortaya çıkmış, ancak Osmanlı toplumunda da kabul görmemiş; “Birgivi” ve "Kadızadeliler" denen fraksiyonun devamıdır.
    İkinci grup ise Mehmet Akif ve ekibidir. Bugünkü fundamentalist düşünceyi savunanlar bu ekolden gelen kişilerdir. Bunlar yabancı dil bilen batı kültürünün analizini yapabilen, olaylara eleştirisel bakabilen kişilerdir. İslam’ın köklerine giderek bilimselliğin ışığında İslam’ın geldiği tarihi yolu yeniden inşa etmenin yanında hayatın modernizasyonunu düşünürler.
    İslamcıların yayın organı Sıra't-ı Müstakim ile Sebüllü'r Reşat'tır. Bu ve diğer grubun düşünceleri ana hatlarıyla şunlardır:
İçtihat kapısı kapanmamalıdır.
         İslam uygarlığının gerileyişi bu kapının kapanmasıyla başlamıştır.
         Gelişmeye mani olan İslamiyet'in özü değil bu özü kavrayamamış kişilerin ürettikleri hurafe ve ananelerdir.
         Büyük İslam birliği mutlaka tesis edilmeli ve hayata geçirilmelidir. Hiçbir kavmiyet farkı gözetmeksizin hilafet ve Hilafet-i Rui zemin etrafında toplanmak kurtuluş için en doğru yoldur.
         İslamiyet gelişmeye mani olmadığı gibi demokrasinin bütün prensiplerini de bünyesinde barındırır. ,
         Çağdaşlaşmaya gerçekten ihtiyaç vardır. Ancak en büyük hatamız yönümüzü batıya çevirmek olmuştur.
         Biz Avrupa'nın yalnız bilim ve sanayisini almakla yetinmeli ve onların yaşam biçimlerini reddetmeliyiz. Kaldı ki bilim Müslüman’ın kaybedilmiş malıdır. Nerede bulursa onu almak da her Müslüman’ın görevidir.
         Kadın hakları konusunda söyledikleri; Şeriatın emrettiği şeyler faydalı yasak ettikleri şeyler ise zararlıdır, anlayışında düğümlenmiştir. Söz gelişi kadınlar namusları dairesinde ve kendi aralarında eğlenebilir, sosyal faaliyetlere girebilir, ilk ve orta öğrenimlerini yapabilirler. Yüksek tahsil yapmalarına ise annelik durumları engeldir ama yine de isterlerse özel eğitimle bu eksikliklerini giderebilirler.
         Birden fazla kadınla evlenme konusuna gelince bu durum kişiyi ve toplumu bazı sakınca ve problemlerden koruyacağından devam etmelidir. Kaldı ki böyle bir uygulama;
         Nüfus artışını hızlandıracak,
         Eşleri rahatsız olanların fuhşa yönelmeleri önlenecek,
         Kızların evde kalmaları gündemden düşecek,
         Nikâh ve boşanma konularında kadınların da erkekler kadar eşit hakka sahip olmaları sağlanacaktır.
    İslamcıların Osmanlıyı kurtarma reçetesinin özeti işte böyle, diyelim ve sözümüzü, İstiklal Marşımızın şairi merhum Mehmet Akif, in “İstiklal Savaşı”na müteakip on yıl süreyle gittiği Mısır'dan dönüşünde Cumhuriyet Türkiye'sini değerlendirirken söylediği bir sözle bitirelim:
"Din de, insanlık da Türkiye'de. Allah benim ömrümden kalanı ona versin ve onun ömrünü uzatsın.”
Herhalde tahmin etmişsinizdir. Şairin ömrünü vermeyi dilediği kişi M. Kemal'dir.