İNÖNÜ’YE SORMUŞLAR!..

Hüseyin Sarı

       Atatürk ile uzun yıllar birlikte kader birliği yapmış olan İsmet Paşa’ya sormuşlar:
       Paşam, Atatürk’ü tek kelimeyle nasıl tanımlarsın?
       “Cesur”
       Tabii burada “cesur”dan kasıt gözü karalık değil, “vasıflı cesaret” veya başka bir deyimle “özgüvendir.” Hayatında bu özelliğini yansıtan onlarca örnek vardır. Örneğin Çanakkale. Çanakkale’de mermileri bittiği için geri çekilen askerlere süngü taktırması ve onlara ulaşan 57. Alay’a “Ben size hücumu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” demiştir.
       Onun bu tavrı sözünü ettiğimiz türden cesaretin en marjinal örneklerinden biridir.
       Çağdaşı İngiliz başvekili Lloyd George Yunanlıları Anadolu’ya salarken gerekçesini şöyle söyler: …Türkler, Amerikan yerlileri gibidirler. Ege’nin iki ucunu birleştirip şu Türklerden kurtulalım…
       Yunanlılar 3 yıl sonra yenilmiş. Müttefik orduları İstanbul’u terk etmiş ve Lloyd George’un politikaları iflas etmiştir. Parlamentosunda kendini savunurken de; dünyaya 100 yılda bir dahi gelir. Şu talihe bakın ki o da bana rastladı… Elden ne gelir ki… diyerek, siyasi hayatını da noktalamıştır.
       M. Kemal Atatürk bu özelliğini milletine de aşılamış ve orta çağın karanlığına gömülmüş Anadolu bozkırından aydınlığa ışık tutacak bir cumhuriyet çıkarmıştır.
       Şimdi Cumhuriyet 87 yaşında. Ve bizler her zamankinden daha da öz güven içinde yarınlarımıza yürüyoruz. Bakmayın siz gemi aslanlarının kükremesine diyelim ve sözü Atatürk’ümüze ait bir anekdotla bitirelim.
       Halkın, “Cumhuriyet”i yeni tanımaya başladığı günlerde yaşlı bir kadın, elinde bir kâğıtla Mustafa Kemal’e yaklaştı ve biraz yaşı, biraz da heyecanı nedeniyle titreyen sesiyle sordu:
       “Beni tanıdın mı oğul?” dedi. “Sizin Selanik’te komşunuzdum. Bir oğlum var, devlet demiryollarına girmek istiyor. Siz ‘Onu alsınlar’ demiştiniz; ama müdür bey dinlemedi. Oğlumu işe almadı. Ne olur bir kere de siz söyleseniz...”
       Mustafa Kemal’in gözlerinde bir anda sevinç ışıltıları parıldadı. Elleriyle hareketler yaparak, çevredeki herkesin duyabileceği yüksek bir sesle karşılık verdi:
       “Oğlunu işe almadılar mı?” dedi. “Hem de ben tavsiye ettiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi olmuş... Çok iyi yapmışlar...”
       Sonra da karşısındaki yaşlı kadını bıraktı, çevresindeki topluluğa heyecanla şöyle dedi:
       “İşte cumhuriyet böyle anlaşılacak... İşte cumhuriyetten beklediğimiz sonuç...”
       Şimdi ben derim ki; sahasının en iyisini iş başına getiremezseniz sistemi işletemezsiniz. Sizce de öyle değil mi?