GÖZ BEBEĞİMİZ GÖZÜMÜZE DİKEN OLDU!.

Hüseyin Sarı

    Dünya hızla değişiyor. Tabii bizde… Aksi halde değişimi becerenlerin peşine takılmaya hatta buharlaşıp gitmeye icbar ediliriz. Geçmişte de öyle olmadı mı? Koskoca imparatorluğu elimizle yok edip küllerini dört bir yana savurmadık mı?
    Herhalde sizlerde farkındasınızdır? Osmanlıdan günümüze değişim konusunda kendini yenileyen kurumlarımızın başında ordu gelir. Bu tartışılmaz bir gerçektir. Ama her şeye ve de bütün iyi niyetlere rağmen bu kurumun da yanlış uygulamaları kişilerden kaynaklanan zaafları olmuştur. Ancak bütün bunlar TSK’yı top yekûn suçlamayı gerektirmez. Bu bizim ordumuz ve her koşulda ayakta kalmak isteyenlerin son kalesidir. Ona hepimizin her zaman ihtiyacı olacaktır. Bunu asla aklımızdan çıkartmamalıyız.
    Neden? İsterseniz geçmişin detaylarını bırakalım ve TSK’nın sadece terörle olan mücadeledeki duruşunu ele alıp biraz sorgulayalım.
    PKK’nın ortaya çıkışından bu yana güvenlik güçlerimiz 40 bin teröristi etkisiz hale getirmiş. Bunun anlamı şu:
    Senede ortalama 5 bin kişiyi dağa götüren örgütün militan deposu sekiz kez sıfırlanmış. Bu demektir ki görevi teröristle mücadele etmek olarak belirlenen ordu ve diğer güvenlik unsurları görevlerini eksiksiz yapmış. Peki, bu arada terörle mücadele konusunda asıl sorumluluk sahibi olan kurumlar ne yapmış? Hangi tedbirleri almış? Eğer almışsa devlet neden başarılı olamamış?
    Tartışılır. Ama kabul edelim ki terörizmin, teröriste yönelik mücadelesinde başarılı olunmuş fakat terörle olan boyutunda yazık ki aynı sonuç alınamamıştır.
    Ülkede sorun varsa çözümün sahibi elbette hükümetlerdir. Zira devleti işletmek onların sorumluluğundadır. Ama gel gör ki devletin üç asli görevinden biri, beklide en başta geleni, olan “güvenlik” askere ihale edilmiş ve sonuç da ondan beklenmiştir. Hal böyle olunca da devletle ordu adeta özdeşleşmiştir.
    Şimdi “Bu da nerden çıktı?” diyebilirsiniz. Hatırlayın, daha geçenlerde yani teröristlerin Şemdinli Gediktepe’ye gerçekleştirdiği saldırıdan sonra Meclis Başkanı Sayın M. Ali Şahin, “Genelkurmay Başkanı’ndan bir açıklama bekliyorum.” dememiş miydi? Ben bunu duyunca doğrusu şaşırdım.
    Peki, neden şaşırdım? Şaşırdım çünkü sorunun muhatabı siyasi iradedir. Zira iç güvenlikten sorumlu makam İçişleri Bakanlığı dolaysıyla hükümettir. Kısaca sorunun adresi yanlış olmuştur. Çünkü hem orduyu devletle özdeşleştirecek hem de “Vesayet rejimi” bitsin, diye bağıracak ve her fırsatta mensuplarını örselemenin, küçük düşürmenin ince hesaplarını yapacaksın. Terörist saldırılarında göğsünü siper eden komutanları gizli tanık veya uyduruk ihbar mektupları ile tutuklayacaksın.
    Bütün bu olup bitenlere bakınca insanın aklı şaşıyor. Ordusu demoralize olmuş bir devlet nasıl ayakta kalıp yoluna devam edebilir. Hele adına “Anadolu” denen yedi belalı bu coğrafyada.
    Şimdi ben derim ki göz bebeğimiz ordumuz son zamanlarda birilerinin gözüne diken olmuş. Dilerim o dikenler bir gün gelir sahiplerinin bir yerlerine batıp canını yakmazlar.