GAZZE SEFERİ ÖNÜ VAHŞET ARKASI GAFLET

Hüseyin Sarı

İsrail deniz komandolarının, İHH derneğinin organize edip Gazze’ye götürdüğü yardım konvoyuna karşı yaptığı baskın, geçtiğimiz haftaya damgasını vurdu. Görünen o ki vurmaya da devam edecek. Zira olaylar iktidara can suyu oldu. Tabii bu arada Akdeniz’in uluslararası sularında meydana gelen olaylar da bir noktada günümüz insanın vicdanını sınadı ve görüldü ki “insan hakları” konusunda bize ders verenler yine sınıfta kaldı.
Her siyasi organizasyondan bir devlet çıkmadığına tarih tanıktır. Tarihin tanıklık ettiği devletlerden biri de İsrail’dir. Bu günlerde İsrail’in saldırganlığı ile ilgili yazı yazanlar genelde İsrail ordusundan “İsrail Devleti’nin ordusu” diye, söz ediyorlar. Aslında bu yanlış bir tespit. Zannederim doğrusu “İsrail Ordusu’nun devleti” olmalı. Zira devletin emrinde olan bir ordu savunmasız insanlara, hem de uluslararası sularda, saldırmaz. Eğer saldırıyorsa bilelim ki insanlık suçu işleyen bu güçlerin Somali Korsanları’ndan farkı kalmaz. Dolaysıyla da o güce devlet’in ordusu denmez.
İsrail ordusunun sicilinin bozuk olduğunu artık sağır sultan bile öğrendi. Ama bizim yöneticilerimiz; “Gelirseniz vururum” diye, tellal bağırtan İsrailli yetkilileri çözememiş olacaklar ki “Saldım çayıra mevlam kayıra” deyip “vicdanların sesi” olduğunu söyleyen bir yardım konvoyunu bu açıklamalara rağmen saldılar deryaya.
İşin ilginç yanı konvoyun yola çıkması sürecinde sessiz kalan yetkililer, giden canlardan sonra kolları sıvadı ve İsrail’in elinden hem cenazeleri hem de tutsakları alarak siyasetlerine epey malzeme devşirdiler. Tabii bu arada gösterilerde kullanılan jargona da dini motifler damgasını vurdu.
Hâlbuki bu yardım insani bir söylemle başlatılmış, onun içinde her inançtan ve de her ülkeden farklı kişiler konvoyda yer almıştı. O nedenle protestoların söylem ve eylemlerin ortak paydası da “insani” olmalıydı. Böyle olması Gazzelilerin de Türkiye’nin de çıkarlarına daha uygun düşecekti. Bunun yanlış olduğunu Fetullah Hoca’da fark etmiş olacak ki dayanamadı ta!.. ABD’nden seslendi:
“İsrail’den izin alınsaydı…” Artık olan oldu ve gördük ki meydana gelen bu onur kırıcı olayın önünde “vahşet”, arkasında da “gaflet” duruyor. Yazık ki tarih gafleti bizim, vahşeti de İsrail hükümetinin boynuna asmıştır.
Adolf Hitler; Bir gün gelecek geride bıraktığım her bir Yahudi için bana küfredeceksiniz” der. Herhalde kastettikleri İsrail başbakanı Netanyahu ve onun gibilerdir.
Peki, şimdi ne olacak?
Görünen o ki AKP hükümetinin; duruşu, tercih ettiği dış politikanın gereği de olsa attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmedi. Zira giden yardımın toplam bedelinden daha fazlasını kırıp döktüğümüzü toplarken harcadık. Tabii birde giden canlar var ki onların değeri rakamlarla ölçülemez.
İsrail hükümetine gelince; onlar içinde zannederim “kalk gidelim” türküsü çalınmaya başladı. Umarım giderler, bölgede barış tesis edilir ve inançlarına göre baba bir anne ayrı Araplar ile Yahudiler bir arada yaşamayı becerirler.
Şimdi gülerek diyeceksiniz ki “Bu gerçekleşmesi imkânsız bir hayal.” Haklısınız. Ama unutmayalım ki “Hayal de gerçeğin anasıdır.” diyelim ama bu arada Gazze’ye konan ambargonun bir ayağının da Mısır olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.