GAZİ M. KEMAL’DEN GANDİ KEMAL’E

Hüseyin Sarı

Siyaset meydanı kurtlar sofrasına benzer. Ve bu meydanda dans edenler bilmelidir ki düşeni yerler. Hem de acımasızca… Düşmeyeceksin. Yada nerede durup nerede vuracağının veya nerede kaçacağının hesabını yaparken şaşırmayacaksın.
İşte bu bağlamda hesabı şaşıran Sayın Deniz Baykal, kurtlar sofrasına düştü, boz kurtlarda kanun gereği üzerine düşeni yaptı.
Tarihin tespiti böyle. Bilelim ki böylede devam edecek.
Aslına bakarsanız CHP’nin hatta onun ilk genel başkanı Gazi Paşa’nın da siyaset bağlamındaki seyir defteri benzer olaylar ile şekillenmiştir. Osmanlı Devleti görevini yerine getirebilseydi M. Kemal tarih sahnesine ulusal bir kahraman olarak gelmeyecekti. Onun Samsuna çıktığı gün Nutuk’una giriş yaptığı “Manzara-i Umumiye”yi hatırlayın.
Ve tarih tescil etti ki O, bir mucizeyi başardı.
Bilenler biliyor ama bilmeyenler için söyleyelim, M. Kemal, Samsun’a çıktığında yaşı kırkına yaklaşmıştı.
Olgun ve kendine güvenen bir savaşçı ruhu taşıyordu. Geride bıraktığı on dört çetin savaş yılında askerlik alanındaki değerini ortaya koymuştu.
Şimdi siyaset ve devlet adamı olarak da kendisini göstermesi ve kitlelere benimsetmesi gerekiyordu.
Nihayet yıllardır aradığı fırsat, artık avuçlarının içindeydi.
Belki de hayatında ilk defa doğru zamanda doğru yerdeydi.
Hürriyet kavgaları yapılırken Şam'da sürgünde, taht el değiştirirken de Viyana yakınlarındaki Karspat'ta hasta yatağındaydı.
Vücudu gerilmiş bir yay gibiydi. Gözleri meydan okur gibi sabit, fakat her tarafı görüyor gibi canlı bakıyordu.
Sinir sistemi, çeliğe özgü sertlik ve esnekliği kendinde birleştirmişti. Yüksek sinirsel gerilimiyle her an boşalmaya hazırdı. Zaten arkadaşlarını ve halkı da ilk etapta kendisine çeken onun bu tavrı olmuştu.
Sonuçta O, iki elin parmakları kadar sayıyı bile bulmayan arkadaşı ile başlattığı “Milli Mücadele”yi kazandı. Ve kurduğu devleti de Cumhuriyetle taçlandırdı.
Onun, 91 yıl önce çıktığı yolda tehlikelerle dolu sayısız virajlar dönülerek ülke bu günlere kadar geldi. Kurduğu CHP’de tuzakla dolu bu virajların dönülmesinde elbette kendine yakışanı her koşulda yaptı.
Tuzakları boşa çıkarmak CHP’nin genlerinde var. O bu işi hep yapacak ve yapmaya da devam edecek. Onun bu özelliği partiyi ve Deniz Baykal’ı bitirmek için Kurultay’dan sadece üç hafta öncesine ayarlayarak alçakça bir tuzak kuranların hesabını da anında ters yüz etmekle kalmadı birbirine düşeceği sanılan delegeleri tam tersine kenetlendi. O kadar ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı Kurultay’dan bir hafta önce kesinleşti.
Kemal Kılıçdaroğlu, 2009 yerel seçimlerindeki İstanbul adaylığı sırasında sakin kişiliği ve de yaşam felsefesi dikkate alınarak “Gandi” benzetmesi yapıldı. O da “Gandici” bir yaklaşımla, “çatışmacı değil, uzlaşmacı ve ikna edici” olunarak da siyaset yapılabilineceğini bizlere gösterdi. Geçen gün sorulan bir soru üzerine:
… Seçimlerde oyların %40’ını alıp iktidara geleceğiz… Ve iş, aş, sağlık konularındaki acılara son vereceğiz. … türünden sözleri tamda kişiliği ile örtüşen türdendi. Ama ben onun bu ve benzeri söylemleri arasında biri var ki onu çok tuttum.
Peki, neydi o derseniz? Hemen söyleyeceğim:
… Ben başbakan olunca evimi değiştirmeyeceğim…
Kurultaydaki konuşmasında da söyledikleri farklı şeyler değildi. Ama “Recep Bey”e dolaysıyla da hükümete yönelik eleştiriler gördüğüm kadarıyla birilerinin uykularını kaçıracak kadar rahatsız ediciydi.
Şimdi ben derim ki “Keser döner sap döner ve bir gün gelir hesap döner” ve Sayın Baykal’a bu komployu kuranlar devletin görevlilerince ortaya çıkarılır ve sakal da yerine konur.
Yani? Yani Kılıçdaroğlu başbakan, Baykal’da Cumhurbaşkanı olur. Böylece toplum ve devlet de hem huzur bulur, hem de Gazi M. Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedefin yolu biraz daha kısalmış olur.