GAZA GELMEYELİM

Hüseyin Sarı

     Suriye ile yaşanan gerilim son günlerde gündemden hiç düşmüyor. Görünen o ki bu gerginlik artarak devam edecek. Ve böylece komşularla “sıfır sorun” politikasının da son kalesi düşmüş oldu. Oysa bundan birkaç ay önceye kadar “Suriye ile Türkiye kardeştir” söylemleri kulağımıza aşina olmuştu.

     Tarihte Suriye adı Süryanileri çağrıştırır. Bölge Emevi’ler tarafından arplaştırılmıştır. Aslına bakarsanız din maskesi altında geliştirilen Arap milliyetçiliği başta “Ortadoğu” olmak üzere Mısır ve Kuzey Afrika’da zaman içersinde Arap milliyetçiliğinin kurbanı olmuş dolaysıyla da dillerini ve kültürlerini yitirmişlerdir. Bilindiği üzere Mısır’ın yerli halkı Kıpti, Kuzey Afrika’nınki de Berberi’dir. İslam coğrafyasına girip de benliğini kaybetmeyen iki kültür vardır; bunlardan biri Fars yani İran diğeri de biziz.

     Suriye ile 400 yılı aşkın süre bir arada yaşamış ve çok şey alıp vermişiz. Ancak son 40 yıllık zaman diliminde yazık ki Suriye’nin adı ihanetin ta kendisi olmuş ve sağ sol çatışmalarının yaşandığı günlerde gençlerimizin ağırlıklı bir bölümü bu ülkenin topraklarında barınmış ve Beka Vadisi’ndeki kamplarda eğitilmiştir. Melanetin son halkası da bilindiği gibi Apo denen mahlûk olmuştur.

     Şimdi ben derim ki şu günlerde Türkiye açısından doğru tahlil edilmesi gereken en önemli ülke olan Suriye'dir. Zira gelinen noktada Gerek komşuluk ilişkilerimiz, gerek akrabalık bağlarımız ve gerekse son 10 yılda hızlı bir şekilde geliştirdiğimiz, ikili diyalog hesaba katıldığında -Beşar Esad rejimi bir yana- Suriye halkını kazanmak zorundayız. Zorundayız çünkü milletlerin düşmanlıkları olmaz. Düşmanlık devletler arasındadır.

     Ama bir şeyi daha bilmek zorundayız ki o da şu; Ortadoğu’da siyaset riya ve yalan üzerine kurulur ve de hanım dikişi yapılarak sürdürülür. Arap’ın genlerinde bu vardır. Derler ki Arap hurma ağacına çıkarken tanrıya kurban adar, salimen inince de “Arap fakir mafiş” der kıvırır. Beşar Esad’da öyle yaptı ve Sayın Erdoğan’ı uzun süre oyaladı. Başbakanın öfkesi kandırılmış olmasından kaynaklanıyor. Tepkilerinde yerden göğe kadar haklıdır. Başbakan dış müdahale olmadan Esat’ın durumu kurtarmasını istedi fakat olmadı. Ama biz biliyoruz ki dış politikada duygulara yer yoktur.

     Burada duralım ve bir parantez açalım. Bizim devlet adamı zannettiğimiz zevat yıllarca Beşar’ın babası Hafız Esad’la Hatay’ı Suriye topraklarında gösteren haritanın önünde görüştüler. Sayın Demirel’in ve de İçişleri Bakanı sıfatıyla Sayın İsmet Sezgin’in bu bağlamda basına yansıyan resimleri beni kahretmişti. Aynı numaraları oğlu başbakana yapmaya kalktı ama ipliği pazara çabuk çıktı. Bilelim ki oğul Esat için tıpkı Mübarek ve Kaddafi gidişi öncesi çalınan “Kalk gidelim” havası çoktan çalmaya başladı. Esad gitmesine gidecek. Bu Allahın emri. Ama ben derim ki dolduruşa gelmeyelim. Aksi halde kucağımıza Kuzey Irak’ın kardeşi doğuverir. Bu ihtimal bile gaza gelmememiz için yeterli sebeptir, diye düşünüyor ve diyorum ki:

    Tabii dostların(!) gazına gelmeyelim…

     Ha!.. bir şey daha var; Ortadoğu’nun dolayısıyla da Arap siyasetinin baharı olamaz. Onlarda hava ya yaz ya da kıştır. İnanmazsanız baharı yaşamayı uman Mısır’a bakın. Gerek Tahrir Meydanı’na ve gerekse İskenderiye sokaklarına kış çoktan geldi.