EVET!.. ADALET ÖLDÜ

Hüseyin Sarı

Önce öyküyü anlatalım:
Çok eski yıllarda krallıkla idare edilen bir ülke varmış. Ama bu ülkede hukuk ve hâkimler de varmış. Törelere göre bir vatandaş öldüğünde, şehir merkezindeki dev çan bir defa, eşraftan birisi ölürse iki, büyük bir devlet adamı ölürse üç defa çalınırmış.
Kral öldüğünde de çalınma sayısı dörde çıkar ve sesi de uzun uzun da yankılanırmış.
Gel zaman, git zaman şehirde bir olay olmuş ve iş mahkemeye intikal etmiş.
Davanın sanığı olarak mahkeme huzuruna çıkarılan kişinin masumiyetini bütün vatandaşlar bilmekteymiş. Bir formalite olarak görülen ve de sanığın beratı beklenen bu davadan sürpriz bir karar çıkmış sanık para cezasına mahkûm olmuştur.
Hâkim kararı sanığın yüzüne okuduktan sonra bir diyeceğin var mı diye sormuş. Sanık da cevaben hayır demiş.
Mahkeme bitmiş, dinleyiciler dağılmış ama kafalarda da bir istifam oluşmuş. Ve tam bu sırada dev çanın sesi duyulmuş. Tabii herkes merak etmiş acaba kim öldü ..
Çan bir defa daha çalmış. Kalabalık mırıldanmış eşraftan biri öldü.
Şehir çan sesi ile bir defa daha inletmiş. Kalabalık bir birine sormuş:
Ölen büyük bir devlet adamı, acaba kim Soruya cevap alınmadan çan bir defa daha yeri, göğü inletmiş.
Herkeste bir feryat eyvahhh kralımız öldü!.. Ancak törede görülüp işitilmemiş bir şekilde çan, beş ve altıncı defa da çalınmış. Yer gök inlemiş ve sonra da sesler kesilmiş. Herkes merak içine bunun ne anlama geldiğini öğrenmek için çan görevlisine koşmuş. Bir de bakmışlar ki çanı haksız yere mahkûm edilen adam çalıyor. Ve ona sormuşlar:
Ne demek beş ve altı defa çan çalmak Kraldan daha büyük birisi mi öldü Cevap şaşırtıcı, şaşırtıcı olduğu kadar da anlamlıdır:
EVET!.. ADALET ÖLDÜ
Bizi izleyenler köşemizde değişik zamanlarda adalet ile ilgili yazılar yazdığımızı hatırlar.
Peki, neler yazmışız İşte yazdıklarımdan bazıları:
Devlet olmanın ve otorite kullanmanın olmazsa olmaz koşulu adil olmak, adaleti hakça dağıtmak ve de adil kanunlar yapıp bunu eşit uygulamaktır. Onun için Türk egemenlik anlayışının temel felsefesinde Adalet mülkün temelidir anlayışı yatar. Buradaki mülkten kastedilen elbette araba, yat, kat veya arsa değil, doğrudan doğruya devlettir
Devletin gücünü kullananlar, İranlı şair Sadinin de dediği gibi, rahmeti her tarlaya eşit yağdırmalıdır. Aksi halde adalet mülkün temeli olmaktan çıkar, hak ve hukuk yeraltına girer, girince de kul hakkı yiyenlerin sayısı artar
Geç gelen adalet, adalet değildir. Söyler misiniz adalet dağıtamayan devlet nasıl yoluna devam edecek
Yargı bağımsızlığı bir yandan yargıda haklılaştırma eyleminin güvencesini oluştururken, diğer yandan da demokrasinin dayanağı olan temel hak ve özgürlükleri korur.
Yargının bağımsız olmadığı bir ülkede demokrasilerin temel değerleri de kâğıt üzerinde kalır. Kalmasını istemeyen toplumlar adalet dağıtacak yargıcın da bağımsızlığını özenle korur ve de kurumlaştırırlar. Çünkü yargının bağımsız olmasıyla yargıcın dik durması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ama her şeye rağmen yargının bağımsız, yargıcın da güvencede olması işlerin iyi gitmesi anlamına gelmez. Çünkü bir yargıcın evrensel hukukun kriterlerine inanması yanında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş felsefesini, yapısını kavramanın onu içselleştirmesi gerekir.
Şimdi de diyorum ki ey devleti işletmeye talip olanlar gelin Bizden olanları abad, bizden olmayanları berbad ederiz anlayışından çıkıp yargının, yargıcın ve de güvenlik güçlerinin işleyiş normlarını olması gereken konuma getirelim. Çünkü adalet herkese ama en çok da devletin işletilmesinde sorumluluk alanlara lazım olacak.
Bir yılı daha geride bırakırken hüzün ve gözyaşlarına yer olmayan, mutluluklara dair umut filizlerinin yeşerdiği bir yıl geçirmek dileğiyle. Yeni yılınız kutlu olsun...