EKONOMİDEN NE HABER

Hüseyin Sarı

Ben, her işin başı sağlık, diyenlere hak vermekle birlikte ekonomiyi de göz ardı etmeyip, hem kişisel hem de devlet bağlamında, delikle yamanın en azından eşit olması gerektiğini düşünenlerdenim. Özellikle de devletin Çünkü ben bilir ve inanırım ki ekonomi ile bağımsızlık, bağımsızlıkla da onurlu duruş arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Sizler de bilirsiniz ki biz bu gerçeğin bedelini çok ağır ödeyenlerdeniz. Koskoca imparatorluğu elimizden çekip alan sürecin itici gücü ekonomi, bir başka deyişle aldığımız borçlar olmuştur
Hafızamızı tazeleyecek olursak görürüz ki Osmanlı 1853 yılına kadar kendi yağıyla kavruldu. İlk borcu, Kırım Savaşı sonrası aldı. Ardından gelen dış sermaye kısa zaman içerisinde devletin önce ekonomik sonrada siyasi yaşamına palangalar vurdu.
1875 yılına gelindiğinde hazine alınan borçların faizlerini bile ödeyemez duruma geldi. Sonuçta, 1881 de çıkartılan Muharrem Kararnamesi ve 1882 yılında onu tamamlayan Duyun/ u Umumiye, Maliye Bakanlığının yerini aldı.
Kısaca Osmanlı I. Dünya Savaşına girdiğinde memurunun maaşını bile ödemekten acizdi. Tarihçiler askerin maaşının Almanyadan geldiğini yazarlar.
Cumhuriyet kurulduğunda ülke vatandaşlarının toplam mevduatı 1 milyon liraydı. Hazine boş, ülke yıkık dökük ve ayrıca Osmanlıdan devralınan borçların da ödenmesi gerekiyordu.
Şimdi burada duralım ve tek başına iktidar olmuş liderlerin, ekonomi bağlamındaki seyir defterine birlikte bakalım.
Önce M. Kemal Atatürk dönemi. Yani 192329 yılları arası. Bu dönemin kalkınma hızı 10,3 ve fert başına düşen milli gelir de 47 dolardır. !923/ 1938 yıları arasında yani 15 yıllık sürede kalkınma hızı ortalaması da 7,4dür. Bu arada dünya ekonomisini altüst eden 1929 krizi yaşanıyor ama Duyun/Umumiyeden gelen borçların taksitleri de ödeniyor.
Bilmem fark ettiniz mi Sayın Erdoğanın başbakanlığına kadar Türkiyede elitler Atatürk Dönemini hiç tartışma ve özelliklede istismar konusu yapmamışlardır. Bunun nedeni o dönemin olağanüstü başarılar ile taçlanmış olması bir yana benzeri olmayan bir devrim özelliği taşmasıdır.
19391945 yani II. Dünya Savaşı yıllarında kalkınma hızı eksi 5e düşmüş.
Adnan Menderes Dönemi: 195057 yılarının ortalama kalkınma hızı 7,4
Süleyman Demirel Dönemi: 196670 yıllarının kalkınma hızı 6,3
Bu arada hatırlatalım planlı üç dönemin (19631977) ortalama kalkınma hızı da 6,1dir.
Turgut Özal döneminin kalkınma hızı ortalaması ise 5,1dir.
R. Tayyip Erdoğanın 2002/ 2007 yılları arasındaki performansına gelince altı yıllık AKP döneminin ortalama kalkınma hızı 3,9 olmuştur.
Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına 80 yılda cumhuriyet 148 milyar dolar borç yaptı ve ülke yılda ortalama 4,7 büyüdü. Ve bu zaman diliminde savaştan çıkmış ülke, bir uçtan diğer uca yeniden imar edilip 2002ye gelindi. AKP iktidarı ise son 7 yılda 285 milyar dolar borç aldı. Ve bizler, çocuklarımız ve de torunlarımız bu borcu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz. Ama şu soruyu da sormaktan kendimizi alamayacağız:
Peki, o zaman ülkenin varlıkları yani yolu, barajı, köprüleri, fabrikalarda acaba ikiye katlandı mı
Ne dersiniz, katlandı mı