DÜNDEN BUGÜNE “MISIR”IN SEYİR DEFTERİ

Hüseyin Sarı

       Mısır, tarihin önemli efsane oyuncularına ev sahipliği yapmış gizemli bir coğrafyanın adıdır. Bu ülkenin tarihi ile ilgili bilgilerim çocukluk yıllarıma dayanır. Köyümün bıçkın geçinen delikanlıları, kulaktan dolma bilgilerle, Kral Faruk masasına davet ettiği kadınların sigarasını “mor binlikle’” yakıyormuş, diyerek ona içten içe öfke biriktirirlerdi.
       Mor binlik, 1950’li yıllarda ender ailelerin keselerinde bulunan, renginden dolayı da bu sıfatla anılan en büyük para birimimizdi. Hiç unutmam bir gün ihtiyaç hâsıl olunca, büyük babam cebinden tespihini çıkarıp bana vermiş ve “Git babaannene bunu ver bin lirayı getir” demişti.
       Parayı getirdiğimde kahvenin önünde toplanan hemen herkes, köyde sadece dedemde bulunan bin lirayı eline alıp büyük bir merakla incelemişti.
       İşte Kral Faruk’un hovardalığını anlatmak için gençlerin kastettiği binlik herkesin hayal ettiği bu binlikti.
       Osmanlının Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunu ve Mısır'ın son kralı olan Faruk, 1952 yılında Cemal Abdul Nasır öncülüğündeki Hür Subayların gerçekleştirdiği darbeyle iktidardan uzaklaştırıp sürgüne gönderilmiş ve ömrünün geri kalan bölümünü sürgün hayatı yaşadığı İtalya’da tamamlamıştır. Kralın hayatı gibi ölümü de ilginç olmuş; “tıksırıncaya” kadar içip ve de “patlayıncaya” kadar yediği gecelerden birinde çok yemekten çatlamıştır.
       Faruk’un renkli hayatı öldüğü 1965 yılına kadar magazin basınında sıkça yer almış hatta meşhur Turist Ömer’de kralın bu davranışını taklit ederek bazı filmlerde sigarasını yanan paralardan ateşlemiştir.
       İngiltere’nin güdümündeki krallık rejiminin devrilmesinden sonra iş başına gelen Cemal Abdu’l Nasır ülkeyi İngilizlerin sömürgesinden kurtarmakla kalmadı, bu arada “Süveyş Kanalı”nı da millileştirdi. Kısa sürede Arap dünyasının lideri konumuna gelen Nasır 1967 yılında İsrail ordusuna yenildi ve 1970 yılında da öldü. Yerine Enver Sedat Mısır Cumhurbaşkanı oldu. Sedat, 6 Ekim 1981'de bir askeri tören sırasında öldürülene kadar, 11 yıl Mısır Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı. Bu süreç içersinde Mısır, adım adım ABD’nin yönetimine girdi ve girdiği oranda da batma noktasına gelmiş olan İsrail’in ekonomisi yeniden hayat buldu.
       Peki, neden buldu? Buldu çünkü İsrail ile Mısır’ın 17 Eylül 1978'de ABD'nin arabuluculuğunda, masaya oturarak, Camp David Sözleşmesi’ni imzalamaları sonucu İsrail’in savunma giderleri %30’dan %8’düştü. Hal böyle olunca da İsrail ekonomisi oksijen çadırından çıkıp yeniden hayat buldu ama Mısır’da değişen bir şey olmadığı gibi işsizlik, yokluk ve de yolsuzluğun dozu daha da arttı.
       Enver Sedat 1981yılında, Mısır'ın bağımsızlığının kutlandığı resmigeçit töreni sırasında askeri konvoy içinde bulunan bir grup aşırı İslamcı terörist gurubu tarafından öldürüldü. İşte bugünlerde gitmek için şafak sayan Hüsnü Mübarek, bu olaydan sonra Enver Sedat’ın halefi oldu. Ama onunla da Mısır’ın makûs talihi yenilmedi dolayısıyla da halkın dertleri bitmedi.
       Şimdi “neden bitmedi?” derseniz biz de burada durur ve bu sorunun cevabını da Neyzen Tevfik’ten alalım deriz. Ne demişti rahmetli:
       “Saz aynı saz çalan el değişti/ Yumruk aynı yumruk vuran el değişti.”
Şimdilerde kimin eli kimin cebinde beli olmadan bilerce kişi meydanlardan haykırıyor:
       “Hüsnü gidinceye kadar buradayız.”
       Peki, Hüsnü Mübarek gider mi? Hadi gitti diyelim (şöyle veya böyle gidecek); vuran el değişir mi? Zannetmiyorum. Neden? derseniz; ben de geleneğinde olmayan, üstelik de “Postal” ile “Sarık” arasına sıkışıp kalmış kültürlerden ne insan odaklı demokratik, laik ve de sosyal bir devlet düzeni ne de Atatürk gibi bir kurtarıcı çıkmazda ondan, derim.
       Ama yine de derim ki çıksın. Halkın acıları dinsin, yokluk ve yolsuzluk bitsin. Yok zararı ben yanılmaya razıyım.