DERSİM İSYANININ ASLI?

Hüseyin Sarı

    1937 yılının ortalarında başlayıp 1938’in sonlarına doğru kontrol altına alınan “Dersim İsyanı” yakın tarihimizin can sıkıcı olaylarından biridir. Bilindiği üzere Cumhuriyet, “ulus-devlet” olma yolunda atılmış devasa bir adımdır. Bu ideali gerçekleştirmek için devreye aldığı projeler ister istemez geleneksel ve de ayrıcalıklı yaşayan güçleri rahatsız etmiştir. Bunlar da doğal olarak bazen sinsice bazen de açıktan Cumhuriyete karşı tavır almıştır.
    Süreç içerisinde Anadolu insanını yurttaşlık bağlamında yeniden yapılandırılmasına karşı çıkanlardan biride 230 köyün sahibi Dersimli Seyit Rıza’dır. İşte bu isyanın sembol ismi Seyit Rıza’yı kaç kere yazmaya niyetlendik ama bir türlü denk düşüremedik. Başbakan Sayın Erdoğan Sakarya mitinginde halka seslenirken; İnönü’nün 1938’de “vergi vermiyorlar” diye, 30–40–50 bin Dersimliyi bombalayarak öldürdüğünü söyleyerek; “işte CHP budur” diye, Kılıçdaroğlu’na fatura çıkartması yazımızın bu haftaki konusunu da belirlemiş oldu.
    Burada hemen söyleyelim ki Cumhuriyetin vatandaşlığı temel alarak yerleştirmek istediği yeni düzene karşı başkaldırı 1937’nin 21’i 22’ye bağlayan gecesinde başladı. İsyancıların ilk icraatı Dersim’e (Bu tarihte Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilmişti) gelen yolları kesmek ve köprüleri yıkmak olmuştur. Bu arada Fırat Nehri üzerine yapılan köprünün tahribatı sırasında da 33 askerimiz şehit edilmiştir.
    İsyanın başladığı dönemde başbakan İsmet Paşa’dır. Kısa bir süre sonra İnönü 45 gün izin alarak başbakanlıktan ayrıldı. Yerine önce vekâleten sonrada asaleten Celal Bayar geldi. Ama bilelim ki bütün sağlık sorunlarına rağmen herkesin üzerinde M. Kemal Atatürk vardı ve Gazi isyanın sıkıntılı günlerinde inşaatı yeni biten “Singeç Köprüsü”nün açılışını yapmak için Elazığ’daydı.
    Bölge ateşli silahların ve de maliyenin ihtiyaç duyduğu değerli madenler açısından zengindi. Hayat tarzı Alevilik olan bölge insanı her zaman Osmanlının yerine İran’da vücut bulan Safevi Devleti’ni tercih etmiştir. Ve bu arada Rusya başta olmak üzere dönemin bütün sömürgeci devletleri de bölgeye ilgi duymuş, gizli servislerin kışkırtıcı ajanları seyyar satıcı kimliğiyle hemen her yerde cirit atmıştır. Bunlar içerisinde en bilineni Arap dünyasını Osmanlıya karşı ayaklandıran İngiliz ajan Lawrence’dır. Lawrence’nin Kürt ayaklanmalarındaki adı Hacı Mehmet’tir.
    Şimdi gelelim işin özüne. Kim ne istiyor?
    Türkiye Cumhuriyeti Devleti; toprak reformu yaparak yerleşik hayata geçişi sağlamak ve bireyleri yurttaşlık bağlamında devlet karşısında eşitlemek istiyor.
    Peki, Seyit Rıza ve peşinden gidenler ne istiyor?
    • Vergiden muaf tutulmak,
    • Askere gitmemek
    • Devlet okullarından eğitim almamak
    • Cumhuriyetin mahkemelerinde yargılanmamak.
    Olaylar belirli bir aşamaya gelince Seyit Rıza, “Dersim Generali Seyit Rıza” imzalı bir mektup yazarak İngilizlerden yardım istedi. İngilizler bu mektubu Ankara’ya gönderdiler. Zira II. Dünya Savaşı öncesinin siyasal konumu ne İngiltere’nin, ne Fransa’nın ne de Rusya’nın Seyit Rıza’ya yardım etmesine müsait değildi. Çünkü o günlerde II. Dünya Savaşı’nın bütün aktörleri Türkiye ile dost kalmanın peşine düşmüştü. Ama her şeye rağmen dünya bölgede cereyan eden olayları yakından izliyordu.
    Örneğin İngiliz The Times gazetesi muhabiri gazetesine geçtiği bir bilgi notunda şöyle diyordu:
    “İsyanı eğitim-öğretime karşı koyan, reformlara itiraz edenler çıkardı… Sorun etnik veya mezhepsel değil toplumsaldır…”
    Sonuç olarak:
    Dersim İsyanı iki aşamalı olarak yaşandı ve 16 Eylül 1938’de kontrol altına alındı.
    İsyanın bastırılmasında isyana katılmayan halkın desteği ağırlıklı bir rol oynadı. Bu arada isyana katılsın katılmasın aşiret liderleri aileleriyle birlikte değişik illerde iskâna tabii tutuldu.
    Mağaraların isyancılardan arındırılmasına yönelik 3. Ordunun manevra bağlamında gerçekleştirdiği operasyonları yabancı devletlerin askeri gözlemcileri de izledi.
    Son söz; benzeri bir eylem 1984 yılından bu yana Güneydoğuda yaşanıyor ve güvenlik güçlerimiz dağları temizlerken gül atmıyor. Devlet olduğunu söyleyen hiçbir güçte bu güne kadar atmamıştır.