DANANIN KUYRUĞU KOPARSA!..
2010’un son günlerine “iki dillilik” bir başka deyişle iki yüzlülük damgasını vurdu. Ve bu arada yapılan gafların atılan palavraların da “bini bir paraya” düştü. Söz gelişi tarihçiyim diye ekrana çıkmış aklı evvellerden biri diyor ki “Osmanlı’nın resmi dili yoktu. Osmanlı çok dilliydi.”
Hadi ya!.. İnsanda biraz arlanma olur. Bilmediğinin kölesi olur. Ve de zahmet edip 1876 Anayasası’na bakıverir. 1876’da kabul edilen Anayasa’nın, daha doğrusu o zamanki adıyla “Teşkilat-ı Esasiye”nin 18. maddesi aynen şöyle yazar:
“Tebaa-i Osmaniye’nin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.” Yani “Osmanlı tebaasına mensup olanların devlet hizmetinde işe alınabilmeleri için devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.”
Ayrıca kurulduğu günden beri de Ordunun dili Türkçedir. M. Kemal Çanakkale’de Mehmetçiğe; “… Ben size ölmeyi emrediyorum… “ derken acaba kullandığı dil neydi?
İş bir kere şirazesinden çıktı ya eski defterlerde hemen başladı karışmaya. Söz gelişi DTP eş başkanı Selahattin Demirtaş diyor ki… Ey başbakan! sen 1996’da Kürt sorunun çözümünü, Osmanlının eyalet sisteminde görüyordun. Şimdi nerelerdesin?
Sayın Başbakan bu çağrıya ne cevap verir bilemem. Ama ben derim ki Osmanlının devlet yapısını nereye koyarsanız koyun devletin egemen gücü her zaman ailenin tekelindedir. Osmanlı âlicenaptır. Yani büyük abi rolünü oynar ve de bütün teba’nın üstünde tartışmasız güçtür.
Osmanlı teba’nın her kesimi –Müslüman’ı, Hıristiyan’ı, Yahudi’si Kürdü vd- elbette kendi evinin içini istediği gibi çekip çevirme hakkına sahiptir. Ancak devletin koyduğu ve de kısaca “nizam-ı âlem” denen sisteme müdahil olduğunda işte o zaman “yandı gülüm keten helvası” olur ve dünya başlarına yıkılırdı. Sistemin içinde Kürt aşiretleri de kendi iç hukuklarını kendi yapardı. Ama bu günkü gibi ayrılık türkülerini o zaman okusaydılar sesleri çoktan sepete girmiş olurdu. Geçmişe özenenlerin ilgilerine ve de bilgilerine sunulur.
Şimdi biz gelelim günümüze. Sayın başbakan Kürtçülerin demokratik özerklik adı altında dillendirdikleri söylemlere karşı 2005’de ortaya attığı “alt kimlik-üst kimlik” ve de “vatandaşlık” argümanlarını 5 yıl sonra tekrar dillendirdi. Madem o dillendirdi bizde o vesileyle yazdıklarımızın bir kısmını tekrar okuyucumuzun ilgisine sunalım dedik. Ve işe vatandaşlık kavramıyla başlamayı da uygun gördük.
Peki, öyleyse nedir vatandaşlık?
Hemen söyleyelim ki vatandaşlık, özde siyasi bir kavramdır. Sözlük anlamı olarak da vatandaş; "Vatanları veya vatan duyguları bir olanlardan her biri", vatandaşlık ise; "Vatandaş olma, bir vatanda doğup büyüme veya yaşamış olma durumu" anlamına gelir. Vatandaşlığın bir başka tanımı da şöyledir; "Bir devlete siyasal ve hukuksal bağla bağlı olmanın ötesinde kişinin, medeni ve siyasi haklarının bulunmasıdır."
Görüldüğü gibi siyaset bilimi "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı"nı bir “üst kimlik” olarak değil temelde “devletle birey arasındaki bir hukuki bağ” şeklinde görüyor. Vatandaşlık, doğada bulunan bir durum olmayıp bireyin gerektiğinde dileyerek ve isteyerek elde ettiği bir statü, dolaysıyla da siyasi bir kavramdır. Onun içinde her hangi bir siyasi yapının ortağı olma anlamına gelen vatandaşlık anlayışında bireyin bu statüye ulaşmak için belirli bir kültürden, soydan veya ırktan gelmesi zorunluluğu yoktur.
Tabi bu arada bazı demokratik toplumlarda "anayasal vatandaşlık" bir “üst kimlik” olarak da görülebilir. Özellikle tarihi derinliği olmayan, şu veya bu nedenle bir araya gelmiş, toplulukların milletleşme sürecinde tutunabilecekleri tek dal budur. Zannederim bu konuda en çarpıcı örnek ABD’dir.
Hâlbuki Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranların arkasında iki bin yıllık bir tarihi derinlik ve devlet olma bilinci vardır. Bunun son halkası da Osmanlı İmparatorluğudur. Dolayısıyla biz bir imparatorluk bakiyesiyiz. Bu nedenle de Cumhuriyetin kurumlaşmasına değişik etnik gruplar katkı yapmıştır. Yapması da doğaldır. Bundan dolayı da Cumhuriyeti kuran Türkiye halkıdır ve bu unsurların oluşturduğu siyasi topluluğa "Türk Milleti" Coğrafyaya da "Türkiye" denir. Tabi buradaki "Türk" kavramı doğrudan doğruya bir ırkı değil, görüldüğü gibi siyasi bir topluluğu işaret eder.
Aslına bakarsanız nasıl tarihte hiç bir zaman saf bir "Arî ırkı", "Kelt ırkı", "Latin ırkı" veya "Slav Irkı" olmadıysa, "Türk Irkı" da olmamıştır. Tarihte değişik adlar kullanarak kültür tarihimize hazineler katmış nice topluluklar vardır ki, bunlar Türk adıyla anılmazlar. Kırgızlar, Uygurlar, Kıpçaklar, Oğuzlar, Peçenekler, Kumanlar, Karluklar bu bağlamda hemen akla gelenlerdir. Ancak bunlar Türk’tür ve de Türk milletinin de içinde yer aldığı büyük bir ailenin üyeleridirler. İşin özü budur ve de bunu anlamamak kişiyi yanılgıya götürür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu M. Kemal Atatürk’ün yaklaşımı da bu doğrultudadır. Öyle olmasaydı, "Türkiye Cumhuriyetini kuran Anadolu halkına Türk denir" demez, Onuncu yıl nutkunu "Ne Mutlu Türküm Diyene" diye, bitirmezdi. Bu konuya farklı yaklaşanlar olsa da Atatürk, takıntısı olan bir "ırkçı" değildir. Ama bizde bilelim ki Almanya’da yaşayana nasıl "Alman", Fransa’da yaşayana "Fransız", İtalya’da yaşayanlara "İtalyan" deniyorsa Türkiye’de yaşayana da "Türk" denir. Türklük burada üst kimliktir. Yani Türklük, kumaşın ana dokusu diğer kültürler de kumaşın desenleridir.
Biz biliriz ki tarihte ulus-devlet olmak için yola çıkan birçok ülkenin artıları, bizim bu yola çıktığımız şartlardan çok daha kötüydü. Örneğin 1789’da Fransız İhtilali olduğu zaman, Fransız halkının yarısı Fransızcayı bilmiyordu. Yüzyıl sonra Fransızca konuşanların oranı ancak dörtte üçe çıkmıştı! İtalya’da 1861 yılında İtalyanca konuşanların oranı yüzde 2,5 (iki buçuk) idi. XX. yüzyılın başında İtalyanların yarısı İtalyanca konuşuyordu.
Şehirleşme, sanayileşme, yoğun yol ağının ve piyasa ekonomisinin sağladığı sosyal hareketlilik toplumun çeşitli unsurlarını ve bölgeleri birbirine bağladı, sosyolojik bütünleşme gerçekleşti. Milli eğitimde ortak dili ve ortak siyasi değerleri yerleştirdi. Bugün bu üç ülkedeki etnik ve bölgecilik sorunları çok önemli boyutlarda değildir. Bizim de geride bırakmamız gereken süreç öncelikle budur.
Alexander Pope XVIII. Yüzyılda, ortak aklı eğitim yaratabilir, demişti. Biz XXI. Yüzyıla girdik ama hala kolektif aklı mayalayamadık.
Neden mayalayamadık? Mayalayamadık, zira milli eğitimimizin önce millisi, ardında da eğitimi gitti. Hal böyle olunca da ümmetçilere ve bölücülere gün doğdu. Tabi hortumcuya, yiyene, yeğene ve de çeteye dur, diyemeyen devlette bu işe çanak tuttu.
Şimdi ben derim ki tam zurnanın zırt dediği yere geldik. Belli ki dananın kuyruğu kopacak. Eğer bu kuyruk koparsa herkes bilsin ki kopan kuyruk necip Türk milletinin elinde olmayacaktır.
Sonuç olarak bu alanı ve alanın dünyadaki oluşumlarını anlamaya çalışmalıyız. Anlayamadığımız gerçekleri de elimizin tersiyle reddetmeden önce biraz düşünmeliyiz. Bir süre sonra onları anlamaya, anladıkça da bağışlamaya başlayabiliriz. Unutmayalım ki terör elemanlarını, dışlamış insanlardan devşiriyor.
- GAZA GELMEYELİM
- ŞU DERSİM MESELESİ…
- KEŞKE YAPMASAYDI
- CUMHURİYETİN ANLAMI
- “Dün, dündü cancağızım...”
- Yaşasın akşamcılar
- ÜRETMEK VE DE AHLÂKLI OLMAK
- YENİ BİR ANAYASA YAPALIM AMA…
- OKULLAR AÇILIRKEN ÖĞRETMENİME MEKTUP
- “LAİKLİKTEN KORKMAYIN”
- BAŞLIKSIZ
- TAKKE DÜŞTÜ KEL GÖRÜNDÜ
- GİT GEL KONYA ALTI SAAT!..
- “BU MEMLEKET BİZİM!..”
- Sınırlarımız değişecek mi?
- “DİN ADAMLARI VE PARA”
- “VERGİ Mİ”?
- LOZAN
- Malumun ilanı
- OSMANLININ AYAK SESLERİ
- Yemin
- …BEN KİMSENİN ADAMI DEĞİLİM!..“TANJU ÖZCAN”
- “CİBİLLİYETİ BOZUK OLURSA!..”
- EVREN PAŞA’NIN SUÇU NE?
- Seçim yolunda “Cennet ve cehennem”
- Seçimlere iki hafta kala
- “19 MAYIS”
- REKTÖRÜN ONURU VEYA DOÇENTİN GURURU!..
- MARGARET THATCHER VE BASIN
- ÇILGIN PROJELER
- ZEYTİNİN TERİ
- “PARDON ŞİFRELEME SEHVEN OLMUŞ”
- “ŞİFRELENİYORUZ”
- ANAYASANIN DİKENLERİ
- “AMAN PAŞA HAZRETLERİ İDARE-İ MASLAHAT!..”
- “ BEDELİ ÇANAKKALE‘DE ALTIN OLARAK TESVİYE OLUNACAKTIR.”
- KADINIMIZIN SEYİR DEFTERİ (2)
- KADINIMIZIN SEYİR DEFTERİ (1)
- “CHP'NİN ÇAKILI ÇİVİSİ YOK”
- YOKLUKLAR İÇERİSİNDE ERMEK MARİFET DEĞİLDİR.
- SÖZ OLA KESE SAVAŞI SÖZ OLA KESTİRE BAŞI
- DÜNDEN BUGÜNE “MISIR”IN SEYİR DEFTERİ
- SON FİRAVUN HÜSNÜ MÜBAREK
- YUMURTA ATAN ÖĞRENCİLER!..
- “MUHTEŞEM YÜZYIL”
- KATİLLERLE BİRLİKTE YAŞAMAK…
- HİBRİT REJİMLER
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (3)
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (2)
- HALİFELİĞİN SEYİR DEFTERİ (1)
- AH!.. NERDE O ESKİ BAYRAMLAR?
- SADAKA ALMAYA ALIŞIRSAK!..
- İNÖNÜ’YE SORMUŞLAR!..
- "Kimsesizlerin Kimsesi" CUMHURİYET
- Şili halkı adına seviniyor, kendi adıma üzülüyor, ülkem adına kahroluyorum
- GAZİ M: KEMAL NEDEN YAŞIYOR.
- TARİH VE TURİZM
- TARİH VE TURİZM
- TARİH VE TURİZM
- HAZIR BAŞBAKAN SÖYLEMİŞKEN!..
- REFERANDUMDAN KİM GALİP ÇIKTI?
- KİME GÜVENECEĞİZ?
- “13’ÜNCÜ DEV ADAM”
- “ET TEKRÂRÜ AHSEN, VELEV KÂNE YÜZSEKSEN”
- DERSİM İSYANININ ASLI?
- KURT VE HARDAL
- “ORGANLARI YER DEĞİŞTİRMİŞ ADAM”
- SÖZÜN BİTTİĞİ YER…
- DANANIN KUYRUĞU “ANADİL EĞİTİMİYLE” Mİ KOPACAK
- PROFESYONEL ORDU
- AKVARYUM BALIĞI VE CHP
- GÖZ BEBEĞİMİZ GÖZÜMÜZE DİKEN OLDU!.
- TERÖR BİZİM KADERİMİZ Mİ OLDU?
- İSLAMCILIK VE MEHMET AKİF
- DEVLET HALKA SORULARAK DEĞİL, HESAP VERİLEREK YÖNETİLİR
- GAZZE SEFERİ ÖNÜ VAHŞET ARKASI GAFLET
- 27 MAYIS GERÇEĞİNDEN GÜNÜMÜZE
- GAZİ M. KEMAL’DEN GANDİ KEMAL’E
- CHPNİN DERDİ LİDER Mİ
- ÖNCE LAFA BAKARIM LAF MI DİYE...
- DEMOKRASİ, LAİKLİK VE TBMM
- DEMOKRASİ VE 1920 MECLİSİ
- YENİ 1 MAYISLARA DOĞRU
- TÜRKMEN GÖÇÜ YOLDA DÜZÜLÜR
- AKP ANAYASAYI NEDEN DEĞİŞTİRMEK İSTİYOR
- 12 EYLÜL ANLAYIŞINDAN AKP ANLAYIŞINA
- BİZ BORCUMUZU ÖDEYEBİLDİK Mİ
- İT ÜRÜYECEK, KERVAN DA YÜRÜYECEK!..
- DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN VUR BELİNE KAZMAYI
- ASKERİ İSYANLAR VE DARBELER
- DEVLET ŞİRAZESİNDEN ÇIKARSA!..
- HİLE/İ ŞERİYE VE İMAM HATİPLER
- KÖR ÖLÜNCE BADEM GÖZLÜ OLUR
- ORDU GÖREVE
- TATİLİ HAKEDİYOR MUYUZ
- BABAN DA OLSA GÜVENME
- KOZMATİK ODANIN PATATESLERİ
- ÜZÜLMEYİN BUNLAR DA GEÇER
- EVET!.. ADALET ÖLDÜ
- OLURSA OLUR SUYU OLMAZSA
- EKONOMİDEN NE HABER
- ALEVİLERİN CUMHURİYETİ
- ANASI KUŞ BABASI DEVE İSE!...
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (3)
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (2)
- BOLU VE SARAYIN TAVUKLARI
- BİZİM ERMENİLERİMİZ! (1)
- İSYAN GÜNLERİNDE BOLU
- BEN KÜRT'ÜM, BEN ERMENİ'YİM, BEN YAHUDİ'YİM
- AH!.. NERDE O ESKİ BAYRAMLAR
- RÜŞVET Mİ ŞEHVET Mİ
- YERSEN YOĞURT İÇERSEN AYRAN
- PAVLOV'UN KÖPEKLERI VE REFLEKS KIRILMASI
- KÜRT AÇILIMI BAĞLAMINDA ANA DİLLE EĞİTİM
- KÜRT SORUNUNUN AÇILIMI AÇILIRKEN
- 24 TEMMUZLARIN ANLAMI
- UYGURLARIN DRAMI /BİRAZ TARİH/
- ATATÜRKÜN BOLU GEZİSİ VE KADIN HAKLARI
- MEVSİMLİK İŞÇİ ÜCRETLİ ÖĞRETMENLER
- SAHTEKARLARLIĞIN SONU GELMZSE
- KURTARICI BEKLEYEN TOPLUMLAR KURTULAMAZLAR
- BAŞBAKANIN MAYINLARI
- ÇAKMA
- TÜRKAN SAYLAN HOCANIN MÜFTÜSÜ
- MEMLEKET İSTERİM
- DELİLİK VE DÂHİLİK
- KÖY ENSTİTÜLERİ GERÇEĞİNDE ADAM OLMAK
- SEÇİM KAMPANYALARI / Cennet ve Cehennem
- İTİ ÖLDÜRENE SÜRÜTÜRLER
- BARAK OBAMANIN ÇALIMI
- Obama Kucağımıza Ne Bıraktı
- SEÇİMLERİN
- BAŞBAKANIN SÖZÜ
- DEVEYE SORMUŞLAR
- ERKEKLİK BU DEĞİL
- ERDOĞAN KRAL ÇIPLAK DEDİ
- İŞ ŞİRAZESİNDEN ÇIKINCA...
- KÖRLER SAĞIRLAR BİBİRİNİ AĞIRLAR








