CUMHURİYETİN ANLAMI

Hüseyin Sarı

Aradan 88 yıl geçti ve bizler cumhuriyetimizi hem yaşattık hem de onun eksiğini gediğini tamamlamanın gayreti içinde olduk.

Peki, başarılı olduk mu? Bu sorunun tek ve yalın bir cevabı elbette yok. Olamazda. İyi güzelde neden olamaz? Olamaz çünkü sosyal içerikli konular, siyah veya beyaz mantığının çerçevesine sığmayacak kadar hem karmaşık hem de paradokslarla doludur. Onun için de sorunun cevabı başarılı olduğumuz alanlar olduğu gibi Başarsız olduğumuz alanlar da var, şeklinde olmalı. Sonrada nelerde başarıyı yakaladık ve neleri başaramadığımızın tahlillerin özgüven içinde yapmalıyız.

Şimdilik başarının, başarısızlığa oranının çok daha yüksek olduğunu söyleyelim ve cumhuriyetimizin ilanı sürecinde yaşanan paradokslardan birini sizlerle paylaşalım.

Amasya Genelgesi’nin altına imza koyan Rauf, Refet, Ali Fuat, Refet ve M. Kemal Etlik’te bir bağ evinde oturmuş konuşuyorlar. Söz döner dolaşır Cumhuriyetin ilanına gelir. İmza sahipleri cumhuriyete şiddetle karşı çıkarak genelgeyi dolaysıyla da imzalarını inkâr ederler. Ne diyordu genelgenin özü; yeni bir devlet kurulacak ve egemenliğin kaynağı da millet olacak. Yani egemenlik tacı padişahın başından alınıp milletin başına konacaktır. Görüldüğü gibi bu yaklaşım aslında en yalın deyişle ile Cumhuriyeti tanımlıyor.

Ancak Cumhuriyeti ilan etmenin zamanı geldi, diyen Mustafa Kemal’e Rauf Bey; “Olmaz Mustafa. Biz padişah efendimizin ekmeğini yiyerek büyüdük. Kanımızda onun lokmaları dolaşıyor. Emaneti sahibine yani Vahdettin’e vermeliyiz. Cumhuriyet aynı zamanda bir “aydınlanma projesiydi” ve Ortaçağ’ın kriterlerine takılı kalmış Türk milleti için asıl savaş yeni başlıyordu. Aslına bakarsanız Amasya Genelgesi’nin altına imza koyan Rauf Bey, prensip sahibi ama kısır görüşlü idi. Kazım Karabekir ise dürüst, ama esneklikten yoksun idi. Ali Fuat’ın elinden iş gelir, ama kıvrak bir zekâya sahip olduğu pek söylenemezdi. Refet, atılgan fakat ihtiyatsızdı. M. Kemal’le de özde anlaştığı da pek söylenemezdi. Kendine göre doğruları ve yöntemleri vardı. Kişiliğini şark kurnazlığı adeta esir almıştı.

Ve sinirleri çelikten yay gibi gerilmiş M. Kemal Türk milletinin mizacına en uygun rejim olan cumhuriyeti hayata geçirmekte kararlıydı. O günden sonra dünün dostları artık Gazi’nin siyasi rakipleri olacak dolaysıyla da M. Kemal yoluna yalnız devam edecektir.

Cumhuriyet sözcüğü, dilimize Arapçadan geçmiş ve "cumhur" kökünden türetilmiş, bir kavramdır. Cumhur; "halk", "topluluk", "başsız kalabalık", "seçilmiş bir başkanla yönetilen topluluğu" ifade etmek için kullanılmıştır.

Cumhuriyet kavramına yüklenen anlamlar ise; "seçilmiş bir başkanın, başında bulunduğu devlet idaresi." "Ulusun, egemenliğini elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği vekilleri aracılığı ile kullandığı bir devlet rejimi", "halkın hâkimiyetini, doğrudan veya temsilcileri aracılarıyla kullandığı, bir devlet biçimidir”. Meydan Larusse'da cumhuriyeti, "halkın hâkimiyeti, doğrudan doğruya veya seçtiği temsilciler aracılığı ile kullandığı bir devlet şekli." olarak tanımlar.

Görüldüğü gibi cumhuriyet kavramı, doğrudan doğruya demokrasiye vurgu yapmakta ve çıkış noktası olarak da "halk Egemenliği”ni görmektedir. Demokrasinin …tam ve bariz hükümet şekli cumhuriyettir,.. diyen Atatürk de, cumhuriyet ile demokrasiyi özdeş saymıştır. Bu noktada ortaya çıkan "halk egemenliği" anlayışı da çoğunluğun iktidarı ve baskısı olmaktan ziyade, uzlaşmacı bir karakter arz eder.

Kısaca cumhuriyet, halkın egemenlik hakkını, doğrudan doğruya, kendi elinde bulundurması ve de dilediği gibi tasarruf etmesidir.

Demokrasi ile taçlanmış cumhuriyet rejimlerinde önemli olan bireylerin iradelerinin bir araya gelmesi ve geleceği de bir arada yaşamayı arzu etmeleridir. Bu cumhuriyetin özü ve en can alıcı noktası olduğu gibi; millet olmanın, cumhuriyeti kurumlaştırmanın, onurlu yaşamanın ve demokrasiye nefes aldırmanın da, olmazsa olmaz koşuludur. Zaten, Atatürk'e göre de tek başına cumhuriyet bir anlam ifade etmez. Çünkü cumhuriyetin içi, çağdaş değerler ile sürekli olarak doldurulup, demokrasi ile yoğrulması gerekir. Aksi takdirde sadece adı cumhuriyet olan rejim, İran örneğinde olduğu gibi, her türlü totaliter rejime koruyuculuk yapabilir.