BOLU VE SARAYIN TAVUKLARI

Hüseyin Sarı

Alan uzmanlarına göre kültürler su gibidir. Kaybolmaz sadece şekil değiştirirler. Yani buharlaşan su bulut olur. Sonra adı yağmur olur, kar olur veya dolu olur ama mutlaka aslına rücu edip yeryüzüne geri döner. Eğer bu tespit doğruysa /ki öyledir/ kültürlerde de aynı olguyu görürsünüz. Söz gelişi kanatlı beyaz et üretimi konusunda Bolu ve çevresinde yaşanan gelişmeler bu yaklaşımın en canlı kanıtıdır. Peki, neden öyle söyledik Neden öyle söylediğimizi hemen açalım:Bolu, Mudurnu, Göynük, Taraklı ve Gölpazarı ile birlikte Osmanlı Sarayının tavuk ve piliç ihtiyacını karşılayan beş kazasından biridir. Bir başka deyişle sarayın beyaz et ihtiyacını Ayni ve ya nakdi olarak Bolu ve diğer dört kaza karşılardı. Ne var ki Sarayın tavuk ihtiyacını karşılamakla yükümlü olan kazalar bazen vergiyi karşılamakta zorlanırdı. Örneğin Mudurnu, bir yıllık vergi karşılığı olan 770 tavuğun bedelini, ne nakdi ne de ayni olarak ödeyemediği için 1833 yılında sarayın hışmına uğradı. Aynı durum Bolu ve diğerleri içinde geçerlidir.Şimdi de diyebilirsiniz ki ne alaka Alakası şu Osmanlı sarayının ihtiyaçları Anadolunun değişik bölgelerinden vergi olarak gelir ve tüketilirdi. Söz gelişi yakacak odun Istıranca Dağlarından, peynir Edirneden kaşar Karstan gelirdi. İşte Beyaz et ihtiyacını da yukarıda adlarını zikrettiğimiz beş kaza karşılardı. Zira geçmişte bölgede yetişen kanatlıların eti diğer bölgelerle kıyas kabul etmeyecek kadar lezizdi. Tekke ve evlerde konuklara sunulan misafir yemeği genelde et, pirinç pilavı, şıra, pekmez ve baldır. Yol azığı ise, tavuk ile pilavdır.Avrupalıların 300 yıl durdurmaya, son 300 yılda yıkmaya çalıştığı Osmanlı işte buydu. Her konuda olduğu gibi damak zevkinde de kimse eline su dökemezdi. Onun mutfak kültürü konusunda o kadar çok anekdot anlatılır ki bunlar arasında en ilginçlerinden biri beklide en başta geleni Abdülazizin İngiliz kraliçesi Victoriaya sunduğu menüdür. Özellikle menüde yer alan Ve horoz husyelerinden yapılmış yemektir. Rivayet olunur ki kraliçe bu yemeği çok beğenmiş ve aşçısı da tarifini almıştır. İngiltereye dönüldüğünde kraliçe aşçısından aynı yemeği yapmasını istemiş ancak önüne konan yemekte Abdülazizin sofrasındaki lezzeti bulmamıştır. Konu bir dizi diplomatik yazışmadan sonra aydınlanmış meğer İngiliz aşçı horoz husyelerini fasulye zannedip adı geçen yemeği kuru fasulyeden yapmış.İmparatorluktan Cumhuriyete geçişte kayboldu dediğimiz birçok hasletimiz tek tek ortaya çıkmaya başladı. Eskiler der ki Keser döner sap döner, bir gün gelir hesap döner Öylede oldu ve geçmişte kaldığını zannettiğimiz kanatlı beyaz et konusunda Bolu ve çevresine ait olan değerler geri geldi. Hem de en çağdaş teknik ve yöntemleri kullanarak. Geçtiğimiz hafta sonu festival anlayışında kutladığımız bu oluşumu yazı konusu yapmaya karar verince ihtiyaç duyduğum bazı bilgileri sektörün önde gelenlerinden Şerfattin Erbayram ağabeyimize sordum. Verdiği rakamlar beni gururlandırdı.Ne söylediğini merak mı ettiniz Eğer ettiyseniz işte size söylediklerinden bazı satırbaşları:;#61692Ülkemizde üretilen kanatlı beyaz etin toplam miktarı 1 milyon ton. Bunun %25i yani 250 tonu Bolu ili sınırları içinde üretiliyor.;#61692Beyaz et üreticilerinin toplam ihracatının Türkiye ekonomisine katkısı 4 milyar dolar. Bunun 1 milyar dolarında Bolulu üreticilerin alın teri var.;#61692Ülke genelinde hindi eti üretimi 30 ton civarında. Bununda %25i Boluda bir başka deyişle Bolca Hindi tesislerinde üretiliyor.;#61692Bütün bunlara ilaveten sektörün diğer bir dalı olan yumurta üretiminin de ülke ekonomisine katkısı yadsınamaz boyutlardadır.;#61692ABnin ihracat bağlamında önümüze sürekli engeller koyması beraberinde iki sonucu birlikte getirmiş ve bir yandan kaliteyi artmış diğer yandan da ihracat alanlarını Ortadoğu ve Kafkaslara doğru genişlemiştir.;#61692Tavukçuluk sektöründe ortaya çıkan bu gelişmelerin bir sevindirici yanı üretim ayağının köyden başlaması ve refahın bir ölçüde tabana yayılmasıdır. Bu işi yaparken de sürecin sonunda ne alıp vereceğini önceden bilmektedir.Sonuç olarak dün saraya tavuk göndermekte zorlanan bölge bugün için dünya pazarlarına ürününü pazarlamanın kavgasını vermektedir. Bu başarıda payı olanların farkına varmalı ve onları alkışlamalıyız.