BAŞLIKSIZ

Hüseyin Sarı

     Yazımı yazmak üzere oturduğum zaman kafamda üç konu ön almak için aralarında cebelleşiyordu. Konulardan birincisi Suriye ile sıfır soruna doğru yürürken düşmanlığa doğru yönelişin nedenleri. İkincisi İsrail ile ilişkiler bağlamında başbakanın iç ve dış odaklara, özellikle de CHP’ye yönelik salvoları. Üçüncüsü de 12 Eylül’ün yıldönümü ve de anlamı. Bu nedenledir ki yazımızın başlığını başlıksız koyduk.
     Konuları kafamda evirip çevirdim ve ilk ikisi için birer ikişer cümle yazdıktan sonra üçüncüde karar kıldım. Daha doğrusu 12.12.2005 yılında yazdığım “12 EYLÜL” başlıklı yazımın bir bölümünü kullanmaya karar verdim. Daha açık bir ifade ile 12 Eylül’ü, tembelliğime temel yaptım. Ama ona da bir cümle eklemeyi ihmal etmedim. Ve dedim ki günümüz iktidarının dinamikleri 12 Eylül’ün ürünüdür.
     İşin peşrev faslını böylece noktaladıktan sonra şimdi gelelim konunun özüne.
     AKP hükümetinin gönülden desteklediğim icraatı “Komşularla sıfır sorun” adı altında geliştiren politikalarıydı. Ama gele gele başladığımız yere geri döndük. Atalarımız boşuna dememişler; “bizim oğlan bina okur döner döner yine okur.” Aynen öyle oldu. Olunca da hükümet sözcüleri işin aslını sorgulayan Kılıçtaroğlu’nu, mezhep bağlamında politika yapmakla suçlamaya başladılar. CHP lideri Alevi, Beser Esad’da şii ya!.. Yapmayın beyler ayıp oluyor. Unutmayalım ki Anadolu Aleviliği ile Şiilik şekilde benzerlikler gösterse de özde farklıdır. Anadolu Aleviliği İslam’ın güler yüzüdür. İnanmazsanız Macaristan’da yatan Gül Baba’nın hayatını okuyun. Ayrıca Suriye’de ki olayları izlerken PKK’nın o bölgede Kuzey Iraktaki gibi özerk bir alan açmaya yönelik faaliyetlerini de gözden kaçırmayın.
     İsrail ile olan ilişkilere gelince; sayın başbakanın ilk yılarda İsrail’le olan ilişkilerine bakınca günümüzdeki söylemler kayıkçı kavgası gibi geliyor. Bu arada Charles De Goulle’ün “Devletlerin ebedi dostlukları veya düşmanlıkları olmaz, menfaatleri olur.” sözünü de unutmayalım…
     !12 Eylül’e gelince; “Yüksek Lisans” tezimle ilgili bir araştırma yapmak için ATESE arşivine gitmiştim. Randevulu gittiğim yarbaya izin belgemi verdim.Oturup karşılıklı çayımızı yudumlarken, yarbay “Komutanım da Adapazarı’ndan” dedi, Lafı bitmişti ki komutan kapıda göründü. Son derece yakışıklı ve de bir o kadar vakur bir görünümü vardı. Yarbay beni işaret ederek; “Komutanım, hocam bizim arşivde çalışmak istiyor.”dedi.
     Komutan bana bakma gereğini bile duymadan “ Bana ne söylüyorsun” dedi. Yarbay sırtını dönüp giden korgenerale “Hüseyin Bey sizin hemşeriniz” diye, seslendi. Paşa umursamadı ve odasına girdi. Yarbayla karşılıklı bakıştık. Bozulmuştum. “Ne yapayım” diye düşünürken kapı açıldı ve komutan “Sapanca’dan kimi tanırsın” diye, sordu. “İsmet Erdoğan’ı tanırım efendim” dedim.
     İsmet ağabey Mudurnu’da Orman İşletme Müdürlüğü yapmış can bir dosttu. “Ya o benim yeğenim” dedi ve odasına davet etti. Meramımı anlattım. Gözümün içine bakarak:
     ”Yaa demek ki sen tarihçisin. O zaman söyle bakalım 12 Eylül nedir?” 
     Özal’ın yeni başbakan olduğu günlerdi. İhtilalin soğuk nefesini insanlar hala enselerinde hissediyordu. Aleaddin Paşa, benim durakladığımı görünce; ” O zaman ben söyleyeyim de bir gün yazarsın.” diye sürdürdü konuşmasını.
Sırtımdan büyük bir yük kalkmıştı. Pür dikkat kesilmiş kendisini dinliyordum.
     “Bak hocam!.. 12 Eylül, bu milleti zenginler daha kolay soysunlar diye, Özal’ın başını tuttuğu, askerin nöbete durduğu, imamların da acısını dindirmek için duaya çıktığı bir olgunun adıdır. Anladın mı?”
     “Peki paşam 12 Eylül olurken siz nerdeydiniz?”
     “Malatya’da Erhaç 7 nci Ana Jet Üs Komutanıydım”

     Binadan ayrılırken böyle bir generalin arşiv komutanlığında ne işi olabilir? diye, düşünmekten bir türlü kendimi alamadım. Ama nedeni ayan beyan belliydi.
     Paşa’nın! 12 Eylül için söylediklerine gelince; onun takdirini de siz okurlarıma bırakıyorum. Ama yinede diyorum ki şu 12 Eylül gerçeğini doğru okuyalım. Bilelim ki siyaset sivillerin işidir. Bunu hiç olmazsa bir kere başaralım. Başaralım da askerimiz de kendi işine baksın.
     Son söz; zaten onların da bakacak hali kalmadı!..