BAŞBAKANIN SÖZÜ

Hüseyin Sarı

Meydanlar özellikle AKP, daha doğrusu başbakan açısından iyice ısındı. Sayın Erdoğan zaman zaman semer ile eseri karıştırsa da Allahı var bu işi iyi biliyor. Görünen o ki kendisine lojistik destek veren ekibi de kelimenin tam anlamıyla profesyonel. Bunlar gidilecek illerin sosyal, ekonomik ve de kültürel etüdünü iyi yapıyor, yerel renkler ve bölgenin temel özellikleri de ince ayar rapor edilip başbakanın konuşmasına yansıtılıyor. Bunun üzerine bir de başbakanının argoları tuz biber ekince, konuşmaları dinleyen yandaşlar zevkten dört köşe olup kendilerinden geçiyorlar.Ancak konuşmalar ülke sorunlarının çözümüne ne kadar ufuk açıyor ve akşam evine dönen vatandaşın sofrasındaki ekmeğini ne kadar büyütüyor Tartışılır. Ama tartışılmaz bir gerçek var ki o da şu kentin sorunları belediye başkan adayı ve projeleri liderin gölgesinde kaybolup gidiyor.Ana muhalefetin lideri de başbakana ayak uydurunca emin olun ki siyasetin dili iyice dibe vurdu.Hep inanmış ve de söylemişimdir. Toplum hamasete yaslanan siyaseti hep sevmiş, sevdiği oranda da gerçek sorunların kapağı hep kapalı kalmıştır. Yazık ki bu bize Osmanlıdan kalan kötü bir mirastır.Bizler batı dünyası ile aramızdaki farkı uzun yıllar görmezden geldik. Gördükten sonra da gerçekler ile yüzleşmeye bir türlü cesaret edemedik. Sonunda pes edip Avrupada ne oluyor diye, gözlemciler gönderdik. Yazık ki asker devlet anlayışından tüccar devlet olma arayışını başlatan gelişmeleri doğru okuyamadığımız için gerekli tedbirleri de zamanında alamadık. Hatta bu arada imparatorlukların sonunu getirip ulus devlet olmanın yolunu açacak olan Fransız İhtilalini Üç beş zındığın halkı, krala karşı kışkırtması olarak değerlendirdik. Zındık diye tanımladıklarımızda Avrupada Aydınlanma Çağınının önemli düşünürleri olan Montesquieu, Jean/Jacques Rousseau, Voltaire, David Hume, John Locke ve Thomas Paine gibi isimlerdir. Kısacası Osmanlı sınırları dışında gelişen olayları doğru okuyamamış ve sürekli onların peşinden koşarak enerjisini boş yere tüketmiştir. Hal böyle olunca Osmanlı diplomatları Napolyon Bonapartın Mısır seferi öncesi yaptıkları hazırlıkları bile kavramamış dolaysıyla da hükümdara yanlış bilgi vermişlerdir. Bu nedenledir III. Selim önüne konulan rapora sinirlenmiş ve raporun kenarına Hangi eşek yazdı bu zırvaları diye not düşmüştür.Tanzimat ile birlikte Avrupaya bu defa öğrenci gönderdik. Japonya da aynı zaman kesitinde Avrupaya öğrenci gönderdi. Onlar 19 u 20. yüzyıla bağlayan o zaman tünelinde ekonomi bağlamında onlarca doktora ve yüksek lisans tezi ürettiler ve ülkelerine birer ekonomist, planlayıcı ve de tüccar devletin ajanı olarak döndüler. Bizimkiler ise Avrupa da da sonu gelmez siyasi tartışmaların girdabında, akvaryum balığı gibi dönüp durdular.Sonuç malum koskoca bir imparatorluğu har vurup harman savurduk. Elimizde kala kala bir ata yurdu Anadolu kaldı. Ona da yazık etmeyelim ve azıcık hamasetten uzak durup özümüzü kemiren asalakların el birliği ile üzerlerine gidelim. Örneğin Almanların karara bağladığı Deniz Feneri ile ilgili iddiaya biraz daha ciddiye alalım. Alalım da adı geçen kişilerde zan altında kalmasınlar. Çünkü Bir işin şuyu vukuundan beterdir.Kaldı ki Sayın Başbakanımızın da her türden kirliliğe karşı savaş açma sözü var. O nedenle önüne rapor koyanların biraz daha dikkatli olmaları yanında, öngörüleri de sağlıklı olmalıdır. Sayın Başbakanımız da yanlış yapanları Kavun değil ki kokasın cinsinden sözlerle geçiştirmek yerine gereğini yapmalıdır. Emin olun ki böyle bir tavır kendisini küçültmez tam tersine yüceltir.