BAŞBAKANIN MAYINLARI

Hüseyin Sarı

Aslına bakarsanız siyasetin ve de siyasetçinin gezindiği alan mayınlı tarla misali her zaman tuzaklarla doludur. Ama bu günlerde siyaset gerçekten mayın tarlasının tam ortasına düştü.
Önce Kürt sorunu bağlamında Sayın Cumhurbaşkanın Çözüme hiç bu kadar yakın olmadık diye, altını doldurmadığı sözleri dolaştı ortalıkta. Ben de dikkatlice okudum söylediklerini ve sordum kendi kendime:
İyi güzel ama ne oldu da çözüme bu kadar yaklaştık Sayın Gül baklayı ağzından çıkarsa da neyin değiştiğini bizde bilelim millette öğrensin, derken Kandil Dağından bir ses yankılandı:
Biz ayrı devlet kurmaktan vazgeçtik. İskoçya modeli çözüm için yeterli. Yani Kürtler İskoçya Modelinde olduğu gibi kendi parlamentolarını kursunlar.
Kerameti kendinden menkul Murat Karayılan belli ki Büyük Britanya Topluluğunun tarihi gerçeklerinden habersiz. Neyse söylemesi iyi oldu. İyi oldu zira DTP bile bu öneriye karşı çıktı ve böylece dağdaki ile şehirlinin söylemleri arasında ilk defa bir kırılma yaşandı.
Bu arada Sayın Baykalın da konuya müdahil olup CHPyi durması gereke yere çekmesi kanın durmasını isteyenleri çözüm konusunda umutlandı. Ne yazık ki Sayın Gül, barışa neden bu kadar yakın olduğumuzun şifrelerini hala söylemedi.
Cumhurun başının söylemi tartışılırken bu defa da Sayın Başbakanın Azınlıklar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın sonucuydu şeklindeki sözler gündeme düştü. Bu sözlerinde yazık ki altı boştu.
Neden derseniz Nedeni, tarih biliminin mantığında yani sebep/sonuç ilişkilerinin gizeminde saklıdır.
Başbakanı bu sözleri keşke hiç söylemeseydi.
Peki, o zaman niye söyledi Niye söylediğini daha sonra gelişen olaylar gösterdi ki başbakan Suriye sınırındaki mayın temizleme işini İsrail vermek için sözüm ona zemin hazırlıyor. Bir ikinci neden de yine kendine göre Yunanistana yapılacak resmi ziyaret öncesi Rumlara jest yapıyor.
Bilindiği üzere Lozanın 45. maddesi, Milli Mücadele yıllarında yaşanan olayları dikkate alarak bundan böyle Türkler ile Rumların bir arada olmalarının imkânsızlaştığını dikkate alarak, İstanbul Rumları ile Trakya Türklerinin dışındaki unsurların mübadelesini uygun görmüştü. Ve bu bağlamda Türkiyede gayrimüslim azınlıklara tanınan hakların, Yunanistandaki Müslüman azınlık için de geçerli olduğunu belirterek mütekabiliyet ilkesini getirmiştir.
Şimdi ben derim ki keşke 1920li yıllarda Yunanlılar İngilizlerin taşeronu olarak İzmire hiç çıkmamış ve yılarca Anadolunun ekmeğini paylaşmış komşular da birbirlerinin boğazına hiç sarılmamış olsaydılar.
Ama bilelim ki tarih, keşkeklerle yazılmıyor.
Şimdi gelelim başbakanın İsraile yönelik jestinin beraberinde getirdiği bazı gerçeklere.
Gönül isterdi ki Suriye sınırına değil mayın döşemek bir yana bu sınır hiç olmasaydı. !516dan 1924e kadar sınır mı vardı Ama oldu. Yüzyıllarca kaderini kaderine bağlamış bölge insanı amcasını, halasını hatta dedesini önce sınırın diğer yanında bıraktı sonrada onu ötekileştirdi. 1956 yılından bu yana aralarında birde mayın tarlası oluşturuldu. Artık temizlenecek. Fakat gelin görün ki işin içinde bir çok hinlikler kol geziyor.
Mesela Mesela şu:
İşi bir İsrail firmasına vermek için mevcut ihale kanununu baypas yapıp özel kanun çıkarma yoluna gitmek,
Ve diğerleri çıkaracak firmaya her türlü tarımın alâsını yapmaya müsait yaklaşık 213,000 dekarlık alanı 44 yıllığına tahsis etmek.
İsrail böyle bir operasyon ile Suriyeyi kuzeyden de kuşatarak kendini garantiye alacak. Tabii bu arada bizi komşularımızla sonu gelmez problemlerin de içine atarak bir taşla iki kuş vurmanın hazzına yaşayacak.
Meselalar uzatıp gider. Zaten onun içindir ki AKP gurubu da eylemi içine sindiremedi ve hükümetin yasa teklifine karşı tavır aldı ve başbakana one minute dedi.
İyi de etti. 01 06 2009
.