BARAK OBAMANIN ÇALIMI

Hüseyin Sarı

ABDnin beklide melez olduğu için sevimli görünen çiçeği burnundaki başkanının ülkemizi ziyareti ile ilgili olarak demiştik ki:... Aslına bakarsanız ABD başkanının söylem ve isteklerinin özü, Amerikanın emperyal çıkarlarının altını bir kez daha çizmekten ibaretti. Burada dikkat çeken üsluptaki farktı. Bush kovboy mantığı ile istiyordu, Obama biraz daha kibar ve sevecendi. Üstelik gururumuzu okşamayı da ihmal etmedi... Sonra lafı kucağımıza bıraktığı dosyalara getirip sıralamıştık Kürt sorunu, Ermeni sorunu, v.d. ABD başkanı TBMMndeki konuşmasında lafı döndürüp dolaştırmadan dedi ki geçmişinizle yüzleşin. Ermeni soykırımını tanıyın. Ermenistanla aranızdaki sınırı açın.Sonra o gitti ve bizi aldı bir telaş. Dışişlerimiz Ermenistan ile ilişkileri geliştirmek için kolları sıvadı. Hatta bu arada Azerileri kızdıracak adımları da atmakta bir beis görmedi. Ama sonuç değişmedi ve Obama, her 24 Nisanda ABD başkanlarının yaptıkları gibi Ermenilerin merakla bekledikleri konuşmasını yaptı. Soykırım sözcüğünün İngilizcesi olan genocidi söylemedi ama Ermenilerin kullandığı meds yeghern yani büyük felaket deyimini bir laf cambazı edasıyla telaffuz etmeyi de ihmal etmedi.Daha on beş gün önce konuğumuz olan Barak Obomanın tavrı başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere başbakanı ve dış işlerini epey kızdırdı. Onlar kızmasına kızdılar ama çözüm kızmada değil. Çözüm bize yaptırım uygulamanın peşinde olan ülkeler ile eşit koşularda cebelleşmekte. Bilelim ki dış politikada nakit yoksa kredi bir işe yaramıyor.Ermeni sorunu ile bu sütunda fırsat düştükçe yazıp konuyu irdeleyen biri olarak bu haftada Hafıza/ı beşer nisyan ile maluldür anlayışından yola çıkarak benzeri bir uygulama yapacağım. Öncelikle bilelim ki dünya gündemine oturtulup sağından solundan çekiştirilen bu tarihi olgunun söz söyleme konusundaki yetkilileri alan uzmanı olan tarihçilerdir. Başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere konuya sadece Ermenilerin siyaset penceresinden bakanların amacı ise bize sonuçta (3 T) formülünü kabul ettirmektir.Peki, nedir bu formülün açılımı Önce soykırımını tanı. İkinci aşamada tazminat öde. Sonrada Anadoludan Ermenilere toprak ver.Bizim gündemimizde 1970li yıllara kadar Ermeni Sorunu diye bir konu yoktu. Bu sorun Kıbrıs Sorunu ile ilintili olarak ortaya çıktı, zaman içinde serpildi büyüdü ve bu günlere gelindi. Şimdi kendinize şu soruyu sorabiliriz. Bu Ermeni sorunun kökü kökeni nedir Eğer merak ediyorsanız işte cevabı.Aslında bir Kafkas topluluğu olan Ermeni unsurlar ile ilişkiler Selçuklular döneminde başlamış, Osmanlılar ile devam etmiştir. Fatih in, çocukluk arkadaşı Ovakim i, yeniden organize ettiği Ermeni Patrikhanesinin başına getirmesiyle de bu ilişkiler yeni bir ivme kazanmıştır.Ermeniler XIX. Yüzyıla kadar imparatorluk bünyesinde sorunsuz yaşayarak kültürlerini geliştirdiler. Zaman içinde Fransız devriminin ihraç ettiği ulus/devlet anlayışının rüzgârına kapılan Ermenilerin ilk kıpırdanışları 1897 yılına rastlar. Tepkiler II. Abdülhamit e suikasta kadar varınca, İttihat Terakki liderlerinin tavrı değişir ve Taşnak/Sutyan ile Hınçak cemiyetleri mercek altına alınır. Osmanlı, I. Dünya savaşına girince Ermeni militanlar da bağımsızlık için şartların olgunlaştığı düşüncesiyle Rus ordularının nüfuz sahalarında etnik temizliğe girişirler. Osmanlı hükümeti bu bağlamda iki şey yapar. Önce 24 Nisan 1915 günü İstanbul da yaşayan 80 bin Ermeni arasından terörle bağlantılı olan 4543 militanı gözlem altına alır. Sonra da 3 maddelik bir Tehcir Kanunu çıkartarak Anadolu da yaşayan 1,5 milyon Ermeni unsurunu başka bir Osmanlı toprağı olan Suriye vilayetine gönderilmesi için karar alır. İşte günümüzde hesabı görülmeye çalışılan Ermeni Meselesinin özü budur. Bu göç sırasında, sayılar muhtelif olmakla birlikte/ 5000 kadar Ermeni telef olmuş, geri kalanı da Kafkasya, İran, Fransa ve A.B.D ülkelerine göçmüşlerdir.Peki, tehcire, yani zorunlu göçe ihtiyaç var mıydı Evet vardı. Çünkü Rus ve İngilizlerin kontrol ettiği Hınçak ve Taşnak Çeteleri, binlerce aile ocağının sönmesi için uğraş veriyordu. Ayrıca Ermeni çetelerinin faaliyetleri sonucu ordumuzun lojistik destek kolları zarar görüyordu. Köylerin basılması da cephedeki Mehmetçiğin moral değerleri üzerinde olumsuz etki yapıyordu. Kaldı ki bu olaylara karışmayan Ermeni unsurlarının da bazı tehditlerden korunması gerekiyordu. Kısaca Anadolu yangın yerine dönmüştü ve bunun söndürülmesi içinde radikal tedbirlere ihtiyaç vardı. İşte günümüzde her yıl ısıtılarak önümüze konan olayların ekseninde yatan gerçekler de bunlardır.Tehcir, genelde savaş sırasında uygulanan yöntemlerden biridir. Örneğin, A.B.D. California daki Japon vatandaşlarını ileride Japonların çıkarmasına zemin hazırlarlar diye daha II. Dünya Savaşına girmeden önce iç bölgelere sürmüştür. Benzeri bir uygulamayı da Filipinler de İngilizler yapmıştır. Sözde Ermeni sorunu, diye günümüzde ifadesini bulan ve birçok ülkenin parlâmentosunda yapay gündem oluşturan bu olgunun altını I. Dünya Savaşı sırasında İstanbul da Amerikan Büyükelçisi olarak görev yapan Morgathou nun gönderdiği raporlar oluşturur. Morgathou nun gönderdiği resmi raporların özünde soykırım ile ilgili bir iddia yoktur. Daha sonra A.B.D. başkanı Wilson, kongrede Ermeniler lehine kamuoyu oluşturmak için bu raporları tahrif ederek bir gazeteci aracılığıyla anı olarak yayınlatmıştır. İşte 1916 dan bu yana Ermenilerin iğne ile kuyu kazarak dünyayı kandırmaya çalıştıkları iddialar bu anılarda yer alan söylemlerdir. Büyük ölçüde başarılı da olmuşlar ve kanmaya hazır birçok siyasetçiyi de kandırmışlardır. Peki, biz ne yaptık Her konuda olduğu gibi hamasetle vakit öldürdük. Konuyu tarihçilere bırakalım diyoruz. Zaten konu tarihçilere bırakılmış, ancak tarihçilerimizin ortaya koyduğu çalışmalar çok yetersiz kalmıştır. Konuya ilgi gösteren Bernard Lewis ve Stanford Show gibi alanının uzmanı olan yabancı tarihçilere de yeterince sahip çıkmamışız.Sonuç olarak diyebiliriz ki adı geçen tarihte bir Türk/Ermeni vuruşması olmuştur. Aslında olay bizim açımızdan nefsi müdafaadır. Belki vahşet diyebileceğimiz olaylar da yaşanmıştır. AMA BU BİR SOYKIRIM değildir. Soykırım, devletin herhangi bir kültürü, kundaktaki çocuktan ayağının biri çukurda olan yaşlısına kadar sistemli bir şekilde öldürmesidir. Eğer gerçekten soykırım uygulansaydı, bu gün dünyayı kandırmanın peşinde olan Ermeniler de olmazdı. Kaldı yaşanan olaylar sırasında binlerce Türk ve Müslüman ailede canından ve malından olmuştur.Günümüzde bazı enteller özür dileyelim ve bu dertten kurtulalım diyor. Bu aymazlıktır. Çünkü Türk ün geçmişinde belki kabahati çoktur ama insanlık suçunun izleri yoktur. At şahlanır eşek nallanır, kurbağa da bacağını kaldırır derler ya şimdi ben de derim ki Ermenistanda yaşayan Ermeniler bilmelidir ki Ermenistan Türkiye olmadan nefes bile alamaz. 27 04 2009