ALEVİLERİN CUMHURİYETİ

Hüseyin Sarı

10 Kasımda göbek adı Kürt açılımı olan tartışmaları meclis TVden hem izledim, hem de kaydettim. Biliyordum ki bu görüşmeler tiyatroyu aratmayacak eiyaloglara sahne olacaktı. Öyleee oldu. Ama görünen o ki asıl tiyatroyu Tunceliler adına bazı profesyoneller, bir bardak suda fırtınalar koparmak adına, hem ülkemizde hem de Avrupada günlerce oynadılar. Zanoederim Cumhuriyete yeni bir tartışma alanı açıocaya kadar da oynamaya devam edecekler.
Yazık. Ama bilsinler ki Diyap Ağanın kemiklerini sızlatıyorlar.
CHP geoel başkan yardımcısı Onur Öymennin TBMMde söylediklerinin, ne Tuncelileri, nede Alevi yurttaşları incitecek sözler içermediğini, okuma yazmayı sökmüş ve de ajandasında tilkiler dolaştırmayan hemen herkes herhalde kolayca anlamıştır. Ama Sayın Öymen keşke oralara hiç girmeseydi.
O zaman problem ne Problem cumhuriyete karşı Tunceliler üzerinden yeni bir cephe açmak ve açılacak cephenin arka planına da Alevliği koyarak ülkemizde yeni bir azınlık yaratmak. Zaten ABnin de gayreti bu yolda. AB, girdiği yolun çıkmaz olduğu, sağduyulu Alevi yurttaşlarımızın diklenmeleriyle en kısa zamanda görecektir.
Şimdi burada bir parantez açalım ve bazı doğruları alt alta sıralayalım.
Dersim Ayaklanması olarak bilinen ve yakın tarihimizin kanayan yaralarından biri, beklide en başta geleni olan bu başkaldırı, bilelim ki Şeyh Sait Ayaklanmasının bir başka versiyonudur. Coğrafya değişmiş, aktörler yenilenmiş ama senaryo aynı senaryodur.
Ön planda görünen Besni Hatun, Şeyh Saitin torunudur. İsyanın lideri Seyit Rıza ise İngilizlerin korumasında bir aşiret reisidir. Cumhuriyete karşı duruşunun arkasında da sosyal statüsünü kaybedeceği endişesi vardır. Ayrıca kendisi Alevi de değildir. Ama yazık ki bedeli ödeyenlerin ağırlıklı bir bölümü alevi yurttaşlarımız olmuştur.
Bu arada söylemekte yarar var Dersim Ayaklanmasının dış bağlantılarından bir ayağı da Hatay Sorunundan dolayı Fransadır. Şunu da bilelim Şeyh Sait İsyanının dış bağlantısı da Musul/Kerkük sorunudur.
Celal Bayar Hükümeti Dönemine rastlayan bu kalkışmanın bastırılışına yönelik alınan zecri tedbirlerin uygulanması çok sert olmuştur.
Bu işten en karlı çıkanlarda bilelim ki Sevr Antlaşmasını hazmetme noktasında sıkıntı çeken batılı dostlar ile onların yerli işbirlikçileri olmuştur.
Yakın tarihimizde ortaya çıkan kalkışmaların sömürülen öğesi daima etnik köken ile din olmuştur. Günümüzün aktörleri de aynı kartları kullanıyorlar.
Aleviler, özellikle, Horasan Kökenli olanlar, başta dil olmak üzere, kültürümüzün devamlığı konusunda hayati bir sorumluk üstlenmiş ve bu bunu da başarı ile yerine getirmişlerdir. Eğer bu coğrafya din adına gelen Arap örfünü defetmeyi başarmışsa bunda Alevi kültürünün katkısı büyüktür.
Cumhuriyetin kuruluşu, kökleşip kurumlaşmasında ve özellikle de devletin laik bir karakter almasında Alevilerin katkısı yadsınamaz. Devamında da onların içten desteğine ihtiyaç vardır.
O zaman bu sıkıntılar niye Bilelim ki bu sıkıntılar İmparatorluktan, bir başka deyişle çok dilli, çok dinli, çok uluslu bir devlet anlayışından, tarihin dayattığı ve de teklik üzerine inşa edilmiş olan ulus/devlet yapısına geçişin sıkıntılarıdır.
Ve artık bu sıkıntılar, görelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelinden sarsıyor. Ve de bilelim ki Cumhuriyet ve onun soluklandığı bu coğrafya hepimizindir. Eğer bir kere daha dağılma sürecine girersek üzerinde kimlerin kalacağını, başta bu işin mimarları ve onların taşeronları olmak üzere, kimse bilemez.
Nâzım Hikmet, Kuvva/yı Milliye Destanında şöyle der:
Biz ki İstanbul şehriyiz, /Seferberliği görmüşüz: /Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, /Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi bir de ittihatçılar, /Bir de uzun konçlu Alman çizmesi. /914den 18e kadar yedi bitirdi bizi...Şimdi ben derim ki o günler geride kaldı. Bizi artık kimse bitiremez. O zaman gelin farklı renklerimizi birbirine eklemleyerek daha güzele el ele gönül gönüle yürüyelim. Enerjimizi daha güçlü bir Türkiye için harcayalım. Bilelim ki bizlerin gidecek başka vatanı yok. Zaten gitmeye de kimsenin niyeti yok.