“PARDON ŞİFRELEME SEHVEN OLMUŞ”

Hüseyin Sarı

     ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir, nihayet YSG kitapçığındaki doğru cevapların “sehven sıralı olarak verildiğini” söyledi.
Peki, şimdi ne olacak?
     Ne olacağının cevabını elbette “ben tatmin oldum” diyen iktidardaki zatı muhteremler verecekler. Ama bilelim ki bundan böyle hiç bir tedbir; vatandaşların ruhlarında meydana gelen güven bunalımını ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
     Kısaca yazık oldu ÖSYM’ye. Üzüldüm. Üzüldüm zira çağdaşlık kavramının açılımını yaparken ÖSYM benim referans kaynağımdı. Bana göre çağdaşlık yarının planlanmasıdır ve bu işi en iyi yapan kurumların başında da bu güzide kurumumuz gelirdi. 81 ilde milyon öğrenciyi aynı anda sınava alıp hiçbir tereddüde mahal bırakmadan bitiren ÖSYM artık mazi oldu diyelim ve yazımızı bir sınav öyküsü ile sürdürelim.
     Bolu’nun soysa-ekonomik yaşamına can suyu olan Abant İzzet Baysal Üniversitesi, tabiri caizse bir mühür bir rektör ile açıldı. Yıl 1992. Yüzaltmış civarında Personel alınacak. Kurucu rektörümüz Sayın Kemal Güçlüol hocamız bana; uygun kişileri bul ve şu sınav için bir soru bankası oluşturalım, dedi.
     Dediği günde sorular hazırdı. Bunu Sayın Rektöre söyledim geldi ve rast gele oluşturduğumuz havuzdan soruları seçti ve kalanları da imha ettik. Elimizde yasanın öngördüğü alanlardan 100 soru kalmıştı. Onları teksir makinesinde çoğalttık. Çok çok dar bir kadroyla bunları soru kitapçıklarına dönüştürdük ve planladığımız gibi sınavı yaptık.
     O zaman memuriyete giriş sınavları yazılı ve sözlü olarak yapılıyordu. Kazananları sözlüye çağırdık. İlgi alanlarına göre sözlü sınavları yapacak jüri üyelerini Kemal Hoca o sabah belirledi ve ilgili kişileri sınıflarından çağırttı.
     Eğitim Yüksek Okulu’nun küçük odasında toplanan arkadaşlara cebinden çıkardığı bir avuç torpil istek kağıdını önce gösterdi ve sonra onları yırtıp çöp kutusuna attı. Ve dedi ki:
     Arkadaşlar, bu kâğıtlarda hemen her aday için birilerinden gelen ve de kazanması ricasıyla biten istekler vardı. Gördünüz ben onları dikkate almadım. Sizde çok çok geçerli bir neden olmadıkça yazılıda kazananların sırasını bozmayın…
     Biri hariç öyle de oldu.
     İşte o günün mantık ve değer yargısının ölçütleri içersinde hizmete koşulan bu arkadaşlar kendi güçleri ile başarmanın onurunu yaşadılar. Hatta kendi aralarında organize olup Rektör Hoca’ya Turizm ve Otelcilik Okulu’nda bir akşam yemeği verip teşekkür ettiler. Sonra kimseye diyet borçlarının olmadığını düşünerek ve de haklarının yenmediğinin bilinci içersinde başarıyla hizmet verdiler. Şu anda da onların ağırlıklı bir bölümü üst düzeyde görevlerini yine başarıyla yapmayı sürdürüyorlar.
     Şimdi ben diyorum ki insanların devlet katında ayrıcalıklı muamele görmesi, birilerinin kayrılması onları yoldan çıkarır. Devleti işletenler veya işletmeye talip olanlar bilsin ki sorumluluk noktasında olanların görevi yarışın şartlarını eşitleyip kazananı bağrına basmak olmalıdır. Ama bunu sadece ve de sadece ajandası temiz olan çaplı kişilikler yapar. İşte o zaman sahasının en iyisini iş başına gelir, sistemde tıkır tıkır işler. Tabii vicdanlar da huzur bulur.