“LAİKLİKTEN KORKMAYIN”

Hüseyin Sarı

     Başbakanın Mısır gezisi sırasında söylediği ve de Fas’ta tekrarladığı “Laiklikten korkmayın” sözünü, “Mili Görüş” geleneğinden gelmeyen biri söyleseydi eminim ki kimse üzerinde durmaz gülüp geçerdi, Ama “laik kafalı bir erkeğe kız verirseniz o nikâh geçersiz olur” veya “laik bir adamı kurbanınıza ortak ederseniz o kurban olmaz” diyenlerin söylemleri ile büyüyen birinin en azından “laiklik dinsizlik, değildir” demesi ve de bunu “şer’i hukuk” özlemcilerini huzurunda söylemesi elbette alkışlanması gereken bir durumdur. Bende alkışlıyorum.
     Ne var ki başbakanın söylemlerini biraz daha açması ve laiklik kavramının içini evrensel doğruların gerçeğinde eksiksiz doldurması ve de yaşam geçirmesi gerekir. Doldurması ve de pratiğe sokması gerekir çünkü insan onuruna yaraşır bir siyasal birlikteliğin hayat tarzını oluşturan değerlerin, olmazsa olmazlarında biridir laiklik. Veya bir başka deyişle devletin yapılanması ve de işletilmesinin, bilimsel gerçeklere oturmasıdır laiklik. Tabii iktidarın halkoyuna dayanması şartıyla.
     Sayın Erdoğan inşallah onu da yapar, diyelim ve bu vesileyle laiklik ile ilgili düşüncelerimizi ilgilenenlerin ilgilerine ve de bilgileri zamanı geldikçe özenle sunacağımızı da kayda geçirelim.
Neden? Derseniz nedeni şu:
     Öyle görünüyor ki bu kavram hem Arap hem de bizim kamuoyumuzda bir süre tartışılacak gibi görünüyor.
Şimdilik burada duralım ve hemen Sayın Erdoğan’ın “Laiklik, dinsizlik değildir” sözünü onayalım. Laiklik elbette dinsizlik değildir. Başbakanın, devletin dinler karşısında eşit durması gerekir, sözü de, kişi laik olmaz, sözü de doğrudur. Zira ateistlik yani inanmamakta bir inançtır.
     Ama laiklik bundan ibaret değildir.
     Öyleyse laiklik nedir? Derseniz, bunun cevabı hiçbir zaman tek satırlık bir paragraf olmaz. Ancak bu bağlamda kafa yormak isterseniz bilesiniz ki kullanacağınız anahtarın adı “bilimsellik” olmalıdır. Biz değişik vesilelerle laiklik kavramın açılımını çok yaptık. Onun için şimdilik bu alana girmeyeceğiz. Ama tarihin cilvesi olarak değerlendireceğimiz bir olgunun tespitini yaparak bu haftaki yazımızı sonlandıracağız.
     Yıl 1867. Mısır prensi Mustafa Fazıl Paşa Padişah Abdülaziz'e yazdığı ünlü mektubunda, Osmanlının kötü gidişatını durduracak çözümün laik devlet sistemi olduğunu öneriyor ve şöyle diyordu:
     ...Din ve mezhep ruha hitap eder. Bize uhreviyat vadeder. Eğer orada kalmaz, millet hukukunu da belirlemeye talip olur ve dünya işlerine de karışırsa, hem kendini, hem de devleti yok eder…  
     Öyle de olmuştur.
     134 yıl sonra Türk Başbakanı bu defa Mısırlılara özgürlük meydanından “Laiklikten korkmayın” diye sesleniyor.
Nerden nereye?