“ET TEKRÂRÜ AHSEN, VELEV KÂNE YÜZSEKSEN”

Hüseyin Sarı

Metruk vaziyette üstelikte yıkılmaya terk edilmiş “Gülezlerin Konağı”nın aslına uygun onarılıp hizmete alınması yakın tarihimiz açısından fevkalade önemli bir ve de hayırlı bir davranış olmuştur Şimdilerde bu tarihi binanın İsmet İnönü’nün, dolaysıyla da yakın tarihimizin anılarıyla yapılandırılması gündemdedir.
Konunun gündeme getirilmesi ve sonlandırılması konusunda ısrarcı olan Yener Ağabeye, (Bandakçıoğlu) bu konuya kafa yoran biri olarak, içten teşekkürlerimi sunuyorum.
İsmet Paşa’nın Bolu’dan geçiş macerası yanında gerek bina ve gerekse “Milli Mücadele’de Bolu” ile ilgili yazdığım yazıların bazılarını, “180 kere de olsa tekrar iyidir” diyerek, ama özetleyerek, yeniden yayınlama ihtiyacı hissettim. Amacım binanın düzenlemesini üstlenecek kurum ve kişilerin beklentilerine katkıda bulunmaktır. Konun güncellik arz etmesi de tabii bunda etken oldu.
İşte bunlardan 26.03.2001tarihinde yine bu köşede yazdıklarım.

“İSMET PAŞA BOLU’DAN GEÇERKEN!..”
… İsmet Bey Mustafa Kemal
’i ilk kez, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, II. Meşrutiyet sonrası Selanik’te yapılan kongresinde tanımıştı. Atatürk ordunun siyasetten arındırılmasını savunduğunda, kendisini sadece iki kişi anlamış, içten de olsa desteklemişti. Bunlar daha sonra kader birliği yapacak olan Fevzi Bey (Çakmak) ile İsmet Bey’dir. İsmet Bey sağlam karakterli, biraz tutucu, ama iyi bir kurmay ve aynı zamanda da tam bir görev adamı idi. Karakterlerinin zıt olmaları birbirlerini tamamlamaları açısından bir avantaj teşkil etmişti. M. Kemal, İsmet Bey’e planlarını not ettirir ve bilirdi ki, İsmet Paşa onu mutlaka doğru yorumlayacak ve gereğini eksiksiz yapacaktır.
İsmet Bey uzun ve maceralı bir yolculuk sonunda Son Osmanlı Meclisinin Başkanı Celaleddin Arif Bey, Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa, Binbaşı Saffet (Arıkan) başta olmak üzere birçok yakın arkadaşı ile birlikte 29 Mart 1920 günü Bolu’ya geldi. Heyeti Vali Ali Haydar Bey ile Belediye Başkanı Hafız Hakkı Efendi (GÜLEZ), daire müdürleri ile birlikte halktan önde gelen kişiler karşıladı. Heyet Belediyeye geldi. Sonra Bolu Lisesi’ne çıktı. Lisenin şeref defterine duygularını yazıp imzalayan heyet akşam da Bolu’nun önde gelen kişileriyle, bu gün için korumaya alıyoruz diye çürümeye terk ettiğimiz, İlyaszade Şükrü Efendi’nin, bir başka deyişle “GÜLEZLERİN” Karaçayır Mahallesindeki evinde toplanarak eşrafla dertleştiler.
Tarihimizin önemli birçok olay ve olgularına tanıklık etmiş olan o günlerden günümüze, maddi ve manevi bağlamda, maalesef pek bir şey kalmadı. Aslında dağarcığımızda bulunan her bilgi ve belgeyi açıklamalı, tarihin oluşumuna katkı yapmayı bir vatandaşlık görevi saymalıyız. Biz dünü olmayanın yarını da olmaz, anlayışına sırtımızı dönerek, bizi geçmişimize bağlayan köklerimizi birer, birer tüketiyoruz.
Unutmayalım ki, önümüze katıp savurduklarımız geçmişimiz değil, çocuklarımızın geleceğidir.
Eski bir er kıyafetiyle yolculuk eden İsmet Bey ve arkadaşları güvenlik gerekçesiyle Bolu’da fazla kalmadı. Kafile, Kızık Köyü Muhtarı Güden Hüseyin Ağa’nın sorumluluğunda on beş yerel milisle birlikte 30 Mart 1920 günü Bolu’dan ayrıldı. Celaleddin Arif ve İsmet Bey’in içinde bulunduğu kafilenin ilk durağı Seben’in Kozyaka Köyü oldu. Burada bir gün konaklayan ve geceyi Hacıbey oğlu Asım ile - daha sonra Bolu milletvekili olarak görev yapacak olan Abdi ÖZKÖK’ün babası- Ahmet Ağa’nın evinde geçiren heyet, ertesi gün yola çıkmış ve Nallıhan-Beypazarı üzerinden 3 Nisan 1920 günü Ankara’ya ulaşmıştır.
Ben derim ki, korumaya aldığımız bu ve benzeri binalarımız maalesef koruma adı altında çürümeye terk ediliyor. Çünkü bu binalarda istenilse de bir işlem yapılamıyor. Buraların tarihimizin çok önemli kişiliklerini ve mesajlarını barındırdığı, herkesin teslim ettiği bir gerçektir. Şartları ve bedeli ne olursa olsun tarihi solumuş bu yerlerin restore edilerek tarihi dokularının korunması şarttır.
Ayrıca tarihi konumuna uygun kısa bir belgesel veya drama türünden filmler yaptırılarak, bunları başta öğrencilerimiz olmak üzere, ziyaretçilerin ilgilerine sunmalıyız. Emin olun ki bu türden mekânların sayısını arttırdığımız oranda, tarih bilincimizin gelişimi yeni bir anlayış ve ivme kazanacaktır. İlgilenenlerin ilgisine saygıyla sunulur.