“Dün, dündü cancağızım...”

Hüseyin Sarı

Şeyh Sait Ayaklanması başladı haberi geldiğinde başbakan Fethi Okyar’dı. Haber geldiğinde Anadolu Kulüp’te briç oynuyordu. Masada İsmet Paşa’da vardı. Yan masalardan birinde de Atatürk oturuyordu. Yaverin getirdiği telgrafı okudu ve yaverine “ bunu Fethi Bey’e götür” dedi.

Görünüşü İslami, özü Kürtçülük ve hizmeti İngiliz kokan 1925 Şeyh Sait Ayaklanması sonuçları itibarıyla Kürt İsyanları içersinde en sıkıntılı olanıdır. 

Fethi Bey telgrafı okudu ve hiçbir şey olmamış gibi oyununa devam etti. 

Atatürk telgrafı sonra İnönü’ye gönderdi. İnönü yazılanları dikkatlice okudu. Masadan kalktı bir köşeye çekildi ve uzun süre elindeki kâğıdı evirip çevirdi. 

Peki sonra? Sonra İnönü başbakan oldu. Şeyh Sait-yakalandı. İsyan üç ayda bastırıldı. Lideri yargılandı ve idama mahkûm oldu. Son sözü; “kandırıldık… Yanlış yaptık. İnşallah bizden sonrakiler bizim yaptığımız yanlışı yapmazlar…” oldu. 

Ama bu işler inşallah ve de maşallahla yürümüyor. Karşılıklı yanlışlar devam etti ve bu günlere geldik. Son bir haftada 30’u aşkın gencimiz geleceğimiz için canını verdi. Terör ülke genelinde zirve yaptı. PKK yaptıklarıyla vicdan sahibi Kürt yurttaşları bile isyan etme noktasına getirdi. Şimdi herkesin birinci sınıf vatandaş olarak yaşamasının önünü açmanın tam zamanı. Siyasi irade oy hesabı yapmadan ülke genelinde herkesin iş ve aş sahibi olması konusunda devletin gazına sonuna kadar basmalı ve basarken de adaleti gücün değil, gücü adaletin emrine vermelidir. 

Aksine bir durum işleri daha da içinden çıkılmaz hale sokar. O zaman iş millete kalır ki… Gerisini düşünmek bile istemiyorum. Ama bilelim ki bu iş böyle gitmeyecek… 

Doksanlı yılarda teröristin korkulu rüyası olan efsane komutan Osman Pamukoğlu CNN TÜRK’ÜN programında dedi ki …” Hakkâri ve Şırnak bölgesi sizin kontrolünüzde değil… Teröristin ağırlıklı bir bölümü buraya yerleşti artık…” Ne acı değil mi? Sayın cumhurbaşkanı Güroymak’ın adını Norşin ile değiştirip halkına “…iyi şeyler olacak” diye seslendiği günden buyana hep kötü şeyler oldu ve sonuçta Sayın Gül’de dayanamadı patladı: 

İntikamımız sert olacak. 

Sonra diğer hükümet sözcüleri başladılar bildik lafları sıralamaya. Muhalefetin söylemlerinde de değişen pek bir şey yok. 

-Artık bilelim ve adını koyalım: 

-PKK cinayetlerini Kürtlerin refahına hizmet amacıyla işlemiyor. 

-Apo denen mahlûk başta olmak üzere Karayılan ve benzerleri lider falan değil. Bunlar düpedüz soyka… 

-Bu kadar komplike bir saldırıyı yapmak terör örgütünün boyunu fersah fersah aşar. 

Öyleyse taşeronluk yapan PKK’ya lojistik desteğin her türünü kim sağlıyor? 

Elbette ABD, İsrail ve AB ülkeleri. Tabii bu arada Suriye ile İran’ı da göz ardı edemeyiz. Bilelim ki bunların her biri terör bağlamında üzerine düşeni eksiksiz yerine getiriyor. 

Öyleyse aklımızı başımıza devşirelim ve laf üretmeyi bırakıp icraat yapalım. Bu olaylar Mevlana’nın döneminde yaşansaydı o ne derdi laf üretenlere biliyor musunuz? “Dün, dündü cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım” 

Yazık ki biz hamaset dışında yeterince yeni dizeler üretmeyi bile beceremiyoruz. 

Beyler; TSK merasim ordusu değildir. O Cumhuriyetin Ordusudur. Tabii Emniyet güçlerimizde… Bu köşede değişik vesilelerle yazdım; Irak sınırı İngilizlerin, gelecekte sürekli problem doğursun, diye ince ayar dayattığı bir sınırdır. O köprünün altından çok sular aktı. Irak sınırı doğal konumuna getirilmeli ve buna ilave olarak bir de tampon bölge oluşturulmalıdır. Aksi halde bu kan durmaz, diyelim ve sözümüzü Mevlana Celalettin-Rumi’nin bir sözünü günümüze uyarlayarak bitirelim. 

“Sen diri oldukça soykalar (ölü soyucular) seni yıkar mı hiç?”. 

Sizce de öyle değil mi? 24 10 2011