“BU MEMLEKET BİZİM!..”

Hüseyin Sarı

     Nazım Hikmet “Davet” isimli şiirinde şöyle seslenir:
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, dişler kenetli ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim!

     Sevgili dostlar!. Son günlerde tırmanan terör olayları; kendini bu toprakların sahibi ve de cumhuriyetimizin gönüllü savunucusu gören her vatandaşın yüreğini yakıp geçti. Tabii benimde…
     Son dakika spotları ile verilen hava harekâtı haberlerini ve olaylar üzerine konuşan alan uzmanlarını dinledim. Sonra düşündüm, hayal ettim ve tarihin derinliklerinde kısa bir yolculuğa çıktım.
     Şairimin “İpek halıya” benzettiği bu topraklar, atalarımıza ve de bizlere “Ne zaman “cennet” ne zaman “cehennem” oldu?” diye, düşündüm. Ve baktım ki özünde cennet olan bu güzel yurttaki yaşamı devlet yönettiğini veya devleti koruduğunu zannedenler cehenneme döndürmüşler.
     İsterseniz tarihin hafızasına kazınmış bu olguların seyir defterini birlikte okuyalım:
     Yıl 1984. PKK’nın ortaya çıkışı ve Eruh baskını. Devamında 6.000 bin güvenlik mensubunun şahadeti. Ve bu arada 40.000 PKK militanının etkisiz hale getirilmesi. Organları yer değiştirmiş bu tatlı su levrekleri sırtlarına keleş alacaklarına keşke doğdukları topraklara günde 10 fidan dikseydi arkalarında bir değer bırakmış olurlardı.
     Yıl 1980. 12 Eylül darbesi ve beraberinde gelen baskı rejimi. Sonunda bu günleri hazırlayan uygulamaların devreye alınması.
     Yıl 1971. 12 Mart Muhtırası. Bu muhtara verildiğinde Burdur’da öğretmendim. Demirel’in geçici olarak önü kesildi ise de sonuçta düşünen beyinler hapishanelere tıkıldı. Kardeş kavgaları ayyuka çıktı.
     Yıl 1919. Anadolu’nun işgali ve yokluklar içersinde verilen “Milli Mücadele”
     Yıl 1914. I. Dünya Savaşı. Anadolu’nun koç yiğitleri dört cephede dört yıl boyunca ölüme koştu durdu.
     Yıl 1912. Balkan Savaşları ile elden çıkan Balkanlar. Sonuçta tarihin kaydettiği en büyük göç yaşandı.
     Yolculuğu daha da uzatabiliriz. Ve uzattığımızda da görürüz ki her kırılma noktası beraberinde acı ve gözyaşı getirmiştir.
     Sonuç olarak Atatürk ve İsmet Paşa dönemleri hariç yüzyıl boyunca başımızdan bela hiç eksik olmamış; II. Dünya Savaşı belasını da onların basiretli politikaları sayesinde atlatmışız, diyelim ve yazımızı şiirin son satırları ile noktalayalım:
… Bu davet bizim!
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!

     Evet, huzur içinde yaşamak bizim de hakkımız. Bitsin artık bu kavga… Bu memleket bizim…