“19 MAYIS”

Hüseyin Sarı

İKİ ANI VE KILIÇTAROĞLU GERÇEĞİ

     Siyasilerin rutin– hatta bazılarının kerhen- katılımlarına mukabil gençlerin coşkulu gösteriyle M. Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 92. Yıl Dönüm kutlandı. Basını taradım genelde ilgisiz, ilgilenenlerin bazıları da bilgisiz geldi bana.

     Örneğin AKP’den milletvekili aday adaylığı geri çevrilen eski ülkücü Prof Dr. Mümtaz’er Türköne’nin yazısının başlığı çok ürkütücüydü. Ne diyordu yeni Fetocu; “19 Mayıs’ta neden hâlâ faşist kutlamalar yapıyoruz?”

     Tabii içeriği de… Yazısının bir yerinde şöyle diyor hazret; … 19 Mayıs kutlamaları 1932’nin faşist İtalya’sından alınma. Neden değiştirmek aklımızdan bile geçmiyor?..

     Bunu okuyunca aklıma İtalyan Büyükelçisi ile M. Kemal’in diyalogu geldi. Paylaşmak istedim. Olay şu:

     Avrupa’da faşizmin, dolayısıyla da Benito Musolini’nin yıldızının parladığı yıllardır. Günlerden bir gün İtalya’nın Ankara büyükelçisi Roma İmparatorluğu’nun mirasına sahip çıkan Musolini’den Cumhurbaşkanı Gazi’ye özel bir mesaj getirir. Mesaj özetle şöyledir:

     … Birinci Dünya Savaşı sonrası jest olsun diye size bıraktığımız Antalya ve Göller Bölgesi’nin iadesinin yapılması ricasıyla…

     Atatürk gayet nazik ve de soğukkanlı bir tavırla büyükelçiden izin ister ve odadan ayrılır. Odaya döndüğünde Ata’nın üzerinde Büyük Taarruz’da giydiği mareşal üniforması vardır. Yerine oturur, gözlerini büyükelçinin gözlerine diker ve:

     … Nerde kalmıştık ekselansları… diye, sorar. Büyükelçi , “Anladım ekselansları” der ve odadan ayrılır. Toplantı bitmiş konu kapanmıştır.

     Gazi, diklenerek dik duran bir liderdir. Örnek mi istiyorsunuz? İşte size örnek:

     Başbakan İsmet İnönü davet edildiği Rusya’dan Bulgaristan yolu ile dönüyordu. Yine o sıralarda Bulgaristan’la aramız iyi değildi. Bulgar komitacıları Sofya’da Türk sefaretini sarmıştı... Bulgar Hükümeti’nin elçiliğimizce dikkati çekildi. Bulgar hükümeti taraf olarak umursamadı. Bunun üzerine durum Ankara’ya bildirildi, ilgililer toplanıp aralarında müzakere etti. Bir çare araştırdı. Tatminkâr bir tedbir bulunamadı. Atatürk’e danışmaya karar verdiler. Atatürk sordu?

     Siz ne düşünüyorsunuz?

     Bulgaristan’ı iktisaden tazyik edeceğiz. Şiddetle muhtaç olduğu bazı maddeleri satmamakla tehdit edeceğiz....

     Atatürk güldü ve

     Telefonu bana verin, dedi.

     Donanmaya emir verdi.

     Ertesi sabah Yavuz Zırhlısı İzmit’ten Varna’ya gitti. Yüz bir pare top attı. Evlerin camları kırıldı. Herkes yataktan heyecanla fırladı. Hükümet telaşlandı. Gemi komutanı Türkiye Başbakanı İsmet Paşa’yı almaya geldiğini söyledi. Bulgar hükümeti İsmet Paşa’yı Sofya’dan Varna’ya zırhlı trenle ihtimam ve muhafaza altında getirdi. Bando ile merasim yaparak Yavuz’a uğurladı.

     Şimdi ben derim ki Atatürk ve onun eseri cumhuriyetten söz etmek isteyenler önce -yukarıda da söylediğim gibi- dik durmayı hayat tarzı yapmalıdırlar. Aksi halde söyledikleri laf-ı güzaf olur.

     Bütün bunlardan sonra bir sözümde CHP’nin çiçeği burnunda genel başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’na.

     Bildiğiniz gibi Kılıçdaroğlu seçim yarışına projeler açıklayarak başladı.

     Aile sigortasıyla girdi, emeklilere daldı ve oradan işsizlere geçti. Taşeronlaşmadan girdi, çiftçilerden çıktı. Toplumda heyecan, iktidar partisinde sıkıntı yarattı. Ve bu arada Başbakanın kimyasını bozdu.

     Amma… Bu heyecan dalgası kısa sürdü ve Sayın Kemal Kılıçdaroğlu sonunda dümen kırıp başbakanın tuzağına düştü. Düştüğü içinde şimdilerde Sayın Erdoğan’a laf yetiştireceğim diye yırtınıyor. Yırtındıkça da başarı grafiği düşüyor.

     Hey!.. Kılıçdaroğlu; duy sesimi ve dön o çıkmaz sokaktan. Bu milletin sana ihtiyacı var