“13’ÜNCÜ DEV ADAM”

Hüseyin Sarı

    Basketbolla ilgisi olanlar elbette biliyorlardır. Ama biz “olur ya okumamışlardır” dedik ve Yılmaz Özdil’in Hürriyet’teki köşesinde çıkan yazısından bir bölümü bu haftaki yazımıza giriş yaptık.
“… Ulusumuzu gururlandıran basketbol milli takımımızın başantrenörü Bogdan Tanjeviç kolon kanseri.
    63 yaşında, geçen sene teşhis kondu, kemoterapi görüyor, sekiz seans görmesi gerekiyordu, 10 gün önce son seansı vardı, erteledi, “bu ülke bana güvendi, borcum var, bu ülke benim sorumluluğum, altı senedir çabalıyoruz, şimdi vazgeçmek, bırakıp gitmek olmazdı” diyor
    Doktoru almış onu karşısına, basketbol diliyle anlatmış, “dört faulle oynuyorsun, üstelik sahadaki iki hakem de satın alınmış, seni oyundan atmak için fırsat kolluyor, beş faulle hayattan ihraç olman an meselesi, karar senin” demiş...
    Bizi tercih etmiş. Kendini ertelemiş.
    İlaçlar yüzünden bazen yürüyecek enerjisi bile olmuyor ama “sadece basketbol değil bu” diyor, “Türkiye için bayrak meselesi... Şahsi konuları düşünecek vakit değil, gidemezdim.”   
    Eski Yugoslavya’da, İtalya’da, Fransa’da, Türkiye’de şampiyon oldu, Yugoslavya, İtalya, Türkiye milli takımlarını çalıştırdı, İtalya’yı Avrupa şampiyonu yaptı. 40 senelik antrenörlük hayatında, tek bir idmanı bile kaçırmadı.
    “Basketbol benim terapim... Gene yeneceğim” diyor ve ilave ediyor; “Türkiye, Türk insanı mutlu oldukça, kendimi iyi hissediyorum.”
    12 dev adamın koçu Tanjeviç’n hayat öyküsünün en dramatik kesitini okuyunca, bir kez daha inandım ve de iman ettim ki başarıya giden yol, önce adam gibi adam olmaktan geçiyor. Ve gördüm ki bir ülke için özveride bulunmanın olmazsa olmazının ön koşulu “Türk” hatta yurttaş olmak bile değilmiş.
    Peki, nedir derseniz? O zaman ben derim ki önce adam gibi adam, sonra da profesyonel ahlak sahibi olmak…
    Sayın Tanjeviç’n bu duruşu herkeste elbette farklı düşünceleri, anıları veya olguları çağrıştırabilir. Okuyunca ben de M. Kemal’in Sakarya Savaşı sürecinde kaburga kemiklerinin kırılış öyküsünü anımsadım.
    Hadiseyi bilirsiniz; atı ürkmüş, ayağı üzengide olan başkomutan düşmüş ve bu arada kaburga kemiklerinde kırıklar oluşmuştur. Doktor gereğini yapmış ve Paşa’ya kesin yatak tedavisi önermiştir.
    Savaşı’nın en sıkıntılı günleridir. M. Kemal doktorunu çağırır ve ondan sargıları gevşetmesini ister. Doktor irkilir çünkü kırık kaburgalardan biri karaciğerin üstüne baskı yapmaktadır. Ortalığı derin bir sessizlik kaplamıştır. Doktor üsteler; “Paşam açık söylüyorum, cepheye gidersen ölürsün.”  
    M. Kemal kalkar ve cephenin yolunu tutar. Sonuç malum; Batının 200 yıldır devam eden ilerlemesi durdurulmuş savaşın şartları lehimize çevrilmiştir. Verme konusunda tarihin kaydettiği en cimri meclis olan BMM M. Kemal’e “Gazilik” ve de “Mareşal”lik rütbesi vermiştir.
    Bilelim ki her başarının arkasında, gerektiğinde hayatını hiçe sayan, nice isimsiz kahramanın sınırsız özverisi vardır. Ben, yaşadığımız sevinçler de, idrak ettiğimiz bayramlar da onların sayesindedir, diyor ve bu vesileyle herkesin Ramazan Bayramı’nı kutluyorum.