Türban ve Geçmişte Yaşananlar

Hamza Canbaş

       İKTİDARDA Refah Yol hükümeti vardı. Bugün 84 yaşında yeniden Milli Görüş'ün başına geçen Prof. Dr. Necmettin Erbakan Başbakan, DYP Lideri Tansu Çiller Yardımcısıydı.
Başörtüsü ya da Türban sık sık gündeme geliyordu. İktidar ne zaman ağzına din, peygamber, sünnet, Kur'an gibi kelimeler kullansa, meydanlara bir garip insanlar çıkıyordu hemen.
       Onlar;
       Aşırı dinci geçinirlerdi. İranlı mollalar gibiydiler.
       Aczimendiler denirdi onlara.
       Uzun, upuzun saçları ve yine göbeklerine kadar inen sakalları vardı.
       Ellerinde kürek sapı şeklinde sopaları ve uzun siyah cübbeleriyle caddelerde arz-ı endam ederlerdi.
       Ve bazı basın yayın organları onların fotoğraflarını manşetlere taşır, “İran gibi oluyoruz” diye feryad-ı figan ederlerdi.
       Liderleri Müslüm Gündüz'dü.
       Baba her ne kadar dinci bir tarikatın lideri olsa da oğlu Bursa'nın alkollü ve de dansözlü üçüncü sınıf pavyonlarında şarkıcılık yapıyordu. Ekürisi ise “Keto” lakaplı medyum geçinen şaklabandı. Onu da bir başka programda yine başka bir medyum “Memiş” tokatlamıştı.
       Aczimendi Lideri Müslüm Gündüz, Fadime Şahin isminde başörtülü genç bir kızla basıldı. 
       Kızacağız iki gözü iki çeşme haber programlarında kendisinin kandırıldığını anlatıyordu millete. Evinin önünde başına bir iş gelmesin diye güya polisler bekliyordu ve kameralar polis arabalarını gösteriyordu. Oysa yanlış bir şey konuşursa başına sıkmak için bekleyen insanlardı hepsi.
       Yıllar sonra basının gözünden kaçmadı. Başı açık, makyajlı, daracık bir tşört ve kot pantolonuyla gazetelerde fotoğrafı çıktı. Bir tekstil fabrikasında çalışıyormuş.
       Beni kandırdı ve sonra Müslüm Gündüz'e gönderdi dediği Ali Kalkancı isimli Aczimendi müridi ise uyuşturucu imal ederken yakalandı.
       Yıllar sonra Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin'in basılma olayında görevli polis memurunun “Sözde operasyon için planladığımızdan 10 dakika gecikince Müslüm Gündüz bize telefon açıp nerede kaldığımızı kendilerinin hazır bir vaziyette beklediklerini söyledi” şeklindeki konuşmaları kulaktan kulağa yayıldı.
       28 Şubat oldu. Hepsi ortalıktan kayboldu.
***
       28 Şubat'ın aktörlerini hatırlatmak istedim sizlere. O günlerde bunları görüp “vay anasına ya memleket nerelere varmış meğer” diyorduk.
       Bugün mevzu yine başörtüsü ya da türban.
       Hükümet bir sorunun çözümü için muhalefetle birlikte anlaşmak üzereyken belli odaklar yine bildik senaryoyu izlettirmeye başladılar. Aynı pilavı ısıtıp önümüze koydular. Ama ikincisi ilki kadar lezzetli olmaz.
       Türban İlköğretim okullarına kadar girecek tezini ileri sürüp, kuklalarını görevlendirdiler.
       Şimdiye kadar hiçbir veli küçük çocuğunu okula türbanla göndermezken birden bire iki dingil çıkıp çocuğunu okula türbanla göndermeye başladı. TV'de yüzleri mozaikleştirilmiş küçük kız çocuğu daha önce kendisine öğretilen “Ben okuluma başörtülü gitmek istiyorum. Ben dindar bir kızım. Benim niye hakkım olmasın” türünden cümleleri sıralıyor. Çocukların arkasından Hizbullah çıktı. Ne güzel değil mi?
***
       Cübbeli Ahmet Hocayı ilgi ile dinlerdim. İslami anlatış tarzını severdim. Sık sık Habertürk TV'ye çıkması meğer şaklabanlıkmış. Gemi azıya alan Cübbeli tam da 29 Ekimde Olimpiyat Stadı veya İnönü Stadında müritlerini toplantıya çağırması ilginç geldi bana. Yetkililer izin vermemiş ama o başka bir spor salonunda toplantıya çağırmış müritlerini. “Gelirken unutmayın, çarşaflı, cübbeli ve de sarıklı gelin” diyerek asıl amacının Müslüm Gündüz'den farklı olmadığını ortaya koymuş. Oysa şimdiye kadar bu adam hep sohbetlerini camide yapardı. İçim kaçtı bu adamdan da.
Velhasıl;
Sorunun çözülmesini istemeyenler yine korku salıyor içimize…