Siz hiç Alacakaranlıkta Ankaraya gidip, alacakaranlıkta döndünüz mü

Hamza Canbaş

Aylar önce çok sevdiğim iki kişi ile buluşmak için, Boludan Ankaraya giden ilk otobüsle yola çıktım. Henüz gün aydınlamamıştı. Alacakaranlıkta geldiğim terminalde otobüs, yolcularını almak için perona yanaşırken, yolcularda yavaş yavaş otobüse doğru yürümeye başladılar. Ancak bazı yolcular başlarına önüne eğmişler, sanki birlerine görünmemeye çalışıyorlar gibiydiler. Ben, çoğu zaman olduğu gibi en arka sağ taraftaki yerime geçerken kalkmakta olan otobüsün yolcularını şöyle bir göz gezdirdim. Aslında içlerinde tanıdıklarım vardı ama kılık kıyafetlerinde önceki görünümlerine göre anormallik görülüyordu. Örneğin başörtüsü takmayan bir tanıdığımın eşi türbanlıydı. Yine hava soğuk olmamasına rağmen bir başka tanıdığım bey başına bere ve gözlerine de kocaman bir güneş gözlüğü takmıştı. Hem de o alacakaranlıkta. Zaten onlarda beni görünce tanınamazlıktan geldiler ve başlarına önlerine eğerek yanlarından geçip gitmemi istediler. Esasında bu anormal durumu sabah yolculuk yaparken pek önemsemedim. Çünkü benim Ankaraya gitme amacım başkaydı ve o an benim kafamda, Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminali (Aşti)nin alt katında ki pastanede buluşacağım çok sevdiğim iki dünya tatlısı ile meşguldü ve ben o heyecanı yaşıyordum. Aştide buluşacaktık çünkü onlarda Ankaraya başka bir yerden otobüsle geliyorlardı. Neyse ben, bu iki dünya tatlısı ile günü akşama devirirken tekrar Boluya dönmek için Aştiye geldim ve beklemeye başladım. İşin tuhaf tarafı, birlikte Ankaraya geldiğimiz yolcuların üçte ikisi ile aynı otobüse binmek üzere peronda bekleyişimiz oldu. Sabahki yolcularla yine aynı otobüste Boluya dönerken bu kez hepsini teker teker süzmeye başladım ve korkunç gerçeği işte o zaman anladım. Bu yolcuların hepsi Ankaraya kimyasal tedavi (ışın tedavisi) (kemoterapi) için gidip geliyorlardı. Eğer bir gün yolunuz Alacakaranlıkta Ankaraya düşerse otobüste yanınıza oturan kişiye dikkatli bakın, halini hatırın sorun. Hatta helalleşin. Çünkü ben öyle bir eşeklik yaptım, o bende utanım başını önüne eğince bende yanından geçip arka koltuğa oturuverdim. Hatırladıkça kendime kızdığım anlardan birisidir bu an. ***Bu anıyı şunun için kaleme aldım, malum, rektörlük seçimleri yaklaştı. Üniversitede heyecan dorukta. Rektörlük seçimleri yaklaştıkça da adaylar bir bir ortaya çıkmaya başladı. Bütün adayları dikkatlice takip ediyorum. Esasında hiç birisinin birbirinden farkı yok. Verdiği vaatler, projeler vs vs noktasında hemen hemen aynı düşüncedeler. Keza, eski rektörde aynı şeyleri düşünüyor. Bizimi Üniversitenin Tıp Fakültesinde bazı hastalara kanser tedavisi yapılıyordu. Ancak ne hikmetse sonrada yapılmaz oldu. Dolayısı ile de Boludan birçok hasta sabahın kör karanlığında tedavi olmak için Ankaranın yolunu tutmaya başladı. Bu bir ayıptır, bu ayıp şimdiye kadar hiç eleştirmediğimz Sayın Rektöre aittir. Tıp Fakültesi maalesef birilerinin keyfi uygulamalarına maruz bırakılmıştır. Esasında bu ayıpta bizimde yani basınında payı vardır ve bu olayı görmemezlikten gelmiştir. Ve sonunda da kanser tedavisi gören hastalar mağdur edilmişlerdir. Onkoloji servisinin geliştirmesi gerekirken köreltilmesinin mantığını bir türlü anlayamıyorum. Oysa ellerinde imkan varken bu imkanı değerlendirmeyip ellerinin tersi ile itenlerin asıl amaçlarının ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Taa Ankaradan döndüğümden beri.Ben, bir Bolulu vatandaş olarak, Boluda sağlık sektöründe ileri adımlar atacak bir şahsiyetin rektör olarak atanması taraftarıyım. Ve vaatlerinde ve projelerinde böyle bir aday adayı arıyorum.