Seçim mi var, meydan okuma mı

Hamza Canbaş

SİYASİ liderler meydanlara çıkıp, birbirleri hakkında atıp tutmaya başladıklarında biliniz ki, bizim ülkemizde seçimler yapılacaktır.Eğer ki, bir siyasi lider meydanlardan halka hitap ederken kullandığı üslup, bizim mahallenin kahvesinde okey oynayan Hasan Emmi ile aynı paralellik arz ediyorsa yakında önümüze sandık konulacak demektir.Ya da, bugüne kadar, belki ileride, gün gelir lazım olur denilerek sumen altına gizlenmiş yolsuzluk dosyaları, bir bir meydana çıkıyorsa artık, hangi partiye oy vereceğinizin hesabını yapmış olmanız gerekiyor demektir.Ya da her hangi bir siyasetçi, bir başka siyasetçiyi, çık karşıma diyerek düelloya davet ediyorsa, oy pusulalarınız yakında adresinize gelecektir.
***Türk siyaset tarihinde seçimler maalesef centilmenlikten uzak bir şekilde yapıla gelmiştir. Vatandaşın daha hiç duymadığı, gün yüzüne çıkmamış argo sözcükler meydanlarda siyasetçinin dilinde yer bulur. Maalesef bu genelleme içersinde Türkiyenin iktidarının belirleneceği genel seçimlerde de böyledir. 10 hanelin bir köyün muhtarlık seçiminde de böyledir. İktidar olmak, koltuk kapmak bizim ülkemizde her şeyin mubah olduğu anlamıyla eş değerdir. İlkeler ve değerler iktidar hırsıyla politikacılar tarafından bir anda pas pas edilebilir. Dün kara dediğine bugün ak demek politikacılar için sıradan bir olaydır. Yedi kere gidip sekiz kere gelenlerin dün dündür bugün bugündür diye özetlediği bu durumu ülkemizin insanları normal karşılamaktadır. Hal böyle olunca da bugün meydanlarda kullanılan üsluptan rahatsız olmamaları kadar doğal bir şey yoktur. Bu yüzden, yolsuzluk dosyaları seçimlere kadar koz olarak bekletilir. Seçimlere kadar yapılan ve yapılacak olan yolsuzluklara göz yumulur. Bunun adına da muhalefet denir. Seçime kadar, Atatürkü ağzından düşürmeyenler söz konusu seçimler yaklaştıkça ve koltuk kapma hırsı arttıkça Atatürk bir kenara bırakılır ve ne kadar onun fikirlerine ters düşecek açılımlar varsa hoşgörüyle yaklaşılır. Birden bire Mevlanacılık oynanmaya başlar. Bizim ülkemizde, buna da muhalefet deniyor.
***Galiba bizim genlerimizde var nara atan adamı tutuyoruz. Tuzsuz Deli Bekiri efsane yapıp başımıza taç yapan bir toplum olduğumuzdan, uçurumun kenarında dolanıp duruyoruz. Uluslar arası ilişkilerin Nara atmakla yürümeyeceğini bir türlü anlayamadığımız için, dünyanın diğer ülkeleriyle olan ilişkilerimizde hep bıçak sırtı gidiyor zaten.
***
İşte bu yüzden, bizler seçmen olmayı beceremediğimiz için, sık sık seçtiklerimizden şikâyet eder dururuz. Oysa dünyanın medeni ülkelerinde durum hiçte böyle değildir. Seçtiklerimizden hesap sormayı beceremediğimiz sürece, ya da bizim yerimize başkalarının hesap sormasını beklediğimiz sürece ne biz adam olmuş sayılırız, ne de seçtiklerimiz bizi adam yerine koyar. İktidara da, muhalefete de hesap sormayı öğrenmedikçe hiçbir şeyden şikâyet etmeye hakkımız yoktur.