Sayın Vali’nin de mi sesi mi kesildi?

Hamza Canbaş

CUMARTESİ günü bütün yerel gazetelere göz gezdiriyorum hemen hemen hepsinde aynı haber manşet olmuş. Belediye Özel Kalem Müdürü Mehmet Üzeyir Serin, Kenan Acar isimli bir işçiyi tokatlamış. Konuyla ilgili olarak Belediye İş Sendikası şiddetle olayı kınıyor. Sendika haklı olarak işçisine sahip çıkıyor. Çok şükür basında bu konuya güzelce eğiliyor.
On gün falan oldu. Bir yazar, bir gazeteci olarak gerçekten utanç duyduğum bir olay yaşandı. Bolu Ekspres Gazetesi sahibi ve Köroğlu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Hüseyin Aykan’ın bir öğretmeni darp ettiği iddia edildiğinde hiçbir gazete de tek kelime çıkmamıştı. Konuyu sadece Bolu’nun Sesi gazetesine ait, internet sitesinde gördük.
O gündür, bu gündür bu olaydan ses seda çıkmıyor. Konu hangi aşamada belli değil. Beş gündür Bolu Detay Gazetesinden Nil Erdem’in Sayın Vali ile ilgili olarak yazdığı yazıyı takip ediyorum. Bu yazı dizisinden anladığım kadarıyla Sayın Vali emri altında çalışanlara hem sahip çıkıyor, hem de onların ciddi şekilde çalışıp projeler üretmesini istiyor.
Sayın Vali Bolu’ya ilk atandığında, daha henüz kendisi gelmeden, özelliklerini biliyordum. Antalya’da sabah gazetesinin Akdeniz ilavesi Yazı İşleri Müdürü arkadaşım Osman Altınışık’a telefon açıp kendisi hakkında bilgi almıştım. Osman bana, “Eğitim seviyesini yükseltecektir. Çok iyi bir insandır. Çalıştığı arkadaşlarına sahip çıkar” gibi bilgiler verdi. Ama bu öğretmen konusunda Sayın Valimizin bendeki notu maalesef eksiye düştü.
Öğretmen bayanın itilip kakılması, darp edilmesi konusunda maalesef bugüne kadar ne Sayın Vali’den, Ne Milli Eğitim Müdürlüğünden, Ne Eğitim Sen, ne de Memur Sen’den de bir açıklama görmedim. Kim haklı kim haksız bilmek istiyorum. Eğer öğretmen iftira atıyorsa cezasını çeksin. Yok, anlattıkları gerçekse muhatabı kimse o cezasını çeksin. Bir de başta kendi yazı yazdığım gazete olmak üzere, bu konuyu es geçen bütün basın kuruluşlarını da kınıyorum. Nasıl gariban birisi bir olay yaptığında hemen hepsi üzerine çullanıyor, ama söz konusu kendi meslektaşları olunca hepsi de kuyruğunu kıvırıveriyor.

Çiftliğine devlet giremezmiş

Adamın birisi, balık üretme çiftliğinin kapısına, “Bu çiftliğe devlet giremez” diye yazı asmış. Yusuf Saruhan isimli bu şahıs güya selde telef olan balıklarının parasını devletten istemiş devlette senin bulunduğu yer afet bölgesi değil, bu yüzden biz senin zararını karşılayamayız demiş. Amcam da devlete küsmüş. Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış hikayesi. Niye sana durduk yerde devlet para versin. Ben ne bileyim senin balıklarının selde kaybolup gittiğine. Önlem aldın mı? Muhtemelen sen o çiftliği bir dere üzerine kurmuşsundur. Yani yukarıdan akıp gelen bir dere yatağına oluşturduğun çiftlikte elbette ki su taşkını olacaktır. Sen o bölgeye bir çiftlik kurarken bunun hesabını yapmadıysan devletin ne suçu var. Devlet o suyu sana kullan diye kiraya veriyor. Kim bilir belki de sen kendi balıklarını kendin bıraktın. Öyle devlete karşı efelenmek olmaz. Ne demek “buraya devlet giremez” falan diye tabela asıyorsun. Girerse ne yapacaksın. Ha birde vatandaşlıktan çıkmakla devleti tehdit ediyorsun aklın sıra. Güle güle…

Evet-Hayır

Adım gibi biliyorum, bu gün “Hayır”cıyız diyen herkes, oy verme kabinine girdiğinde vicdanının sesini dinleyecek ve “Evet” mührünü basacak. 13 Eylül sabahı “Hayır”cılarla görüşelim.