REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ VE MUTFAK YAZILARI

Hamza Canbaş

GEÇEN hafta yazmam gereken bir konuydu, ancak yoğun iş temposu ve bunun sonucu olarak ta, İstanbul Ankara arasında geçen bir hafta sonu nedeniyle yazamadığım rektörlük seçimleri ile ilgili görüşlerimi gecikmeli olarak bu hafta sizlerle paylaşıyorum. Rektörlük seçimlerine son noktayı, AİBÜ eski rektörü Sayın Prof. Dr. Atilla Kılıç koymaya çalışmış. Sayın Kılıç, rektörlük seçimlerinde anormal bir durum olmadığını, zira kendisinin de aynı yollardan geçerek rektör seçildiğini Bolu Gazetesine beyanat vererek az buçuk açıklamaya çalışmışsa da söylediği sözler bence atanmamışlığın verdiği centilmenlikle(!) rakibi tebrik etme mahiyetini taşıyor. Yine de tespitleri doğru tabi ki. Ancak özellikle birebir görüştüğü kişilere de bu durumu anlatmalıdır ki, kendisine yapılan yağcılıklara bir son verilmeli, mutfaktan yazılan yazıların da sonu gelmelidir. Böylelikle kaleminden yağ damlayan yazarların asıl amacının da ne olduğunu hep beraber görebiliriz.Sayın Kılıç, yukarıda bahsettiğim konuları içeren sözcükleri bir tek gazeteye vermek yerine, bir basın toplantısını mutlak surette düzenleyerek, basının karşısına çıkmalı ve tüm gerçekleri açıklamalıdır. Böylelikle her rektörlük seçimlerinde ikide bir İzzet Baysal Vakfının yıpratılmasının da önüne geçerek Boluya ve Bolululara büyük bir hizmet vermiş olacaktır. Zira İzzet Babamızın, Bolulara emanet ettiği vakfa isnat edilen suçlamalar haddi aşmakta, İzzet Babamızı tanımayanların gözünde vakıf küçülmektedir.Öncelikle, seçimlere katılan ve oy veren kişilerin kabul etmesi gereken gerçek şu dur ki, rektörlük seçimlerinin bilimsellikle ve centilmenlikle asla bir ilgisi yoktur. Bugün ülkemizdeki üniversitelerin bilimsel anlamda, çağdaş ülkelerdeki üniversitelerden geri kalmasının tek nedeni, rektörlerin üniversitelerde tek adam olma hayalinden kaynaklanmaktadır. Seçimlerde kendilerine oy verecek şahıslarla kadrolaştıkları acı bir gerçektir. Bu çerçeveden baktığımızda, Sayın Kılıç döneminde yaşananlar ile daha önceden de Sayın Akbıyık döneminde yaşananlar arasında farkı yoktur. Ve bundan sonra da Sayın Coşkun döneminde de aynı şeylerin yaşanacağı bir gerçektir. Elbette ti temennimiz yaşanmamasıdır. İşin en tuhaf tarafı ise, her rektörlük seçimlerinde basın arasında da aynı şeyler yaşanmaktadır. Yani basın tarafsız olması gerekirken, maalesef rektörlük seçimlerinde taraf olmaktadır ve kan kaybetmektedir. Son olarak, özellikle bazı isimlerin artık bu konuda susmaları gerekirken, kalem oynatmaları kendileri açısından talihsizliktir. Zira yerel gazetelerin mesaj defterlerine yazılanlar arşiv niteliğinde yerlerinde durmaktadır. Bu yüzden sonsuza kadar susmaları kendilerinin yararınadır diye düşünüyorum.