Önce vur sonra dur!

Hamza Canbaş

MERKEZİ İstanbulda bulunan gazetelerin genel bir taktiği vardır. Bunun adı, Önce vur, sonra dur taktiğidir. Vurmanın kendilerine müthiş faydaları olmuştur. Hemen hemen bütün iktidarlara vururlar. Hiçbir siyasi görüş gözetmeksizin vururlar. Çünkü kendilerinin gözü sadece paradadır. Yetmedi üst düzey kamu yöneticilerine vururular. Sonra yavaş yavaş alt kademelere doğru giderler ve sonunda vurmadıkları kimse kalmaz. Öyle ki, bütün yazarlarıyla, muhabirleriyle, foto muhabirleriyle, kameralarıyla bir linç girişimi başlatılır. Vurdukları kişi düşmese de yara almış, zayıflatılmış olur. Zaten ilk etapta amaç düşürmek değil zayıflatmak sonrasında da ele geçirmektir.
Bir süre sonra beklemeye başlarlar. Arada bir, daha önce vurdukları iktidarı, pofpoflayan birkaç haber yapılır. Sonra Ankara temsilcisi devreye sokularak siyasetin zirvesindeki kişiden randevu talep edilir ve akçeler, ballı börekler, avantalar, krediler istenir. Onların taleplerine cevap versin bir türlü vermesen bir türlü. Bir tarafta tüyü bitmemiş yetim var, diğer tarafta eline kalem gibi güçlü bir silahı geçirmiş düşman var. Ciddi pazarlıklar yapılır. Ciddi kulisler yapılır. Birbirlerine önce rest çekerler sonra çark edip kuzu sarması olmaya başlarlar. Kimsenin bilmediği sadece kendilerinin bilebildiği ve yazılı olmayan protokol devreye girer, onların istediklerinin bir kısmı verilir onlarda kalemlerini bir süreliğine ceplerine koyarlar.
Ancak vurarak elde edenlere bir süre sonra bu yetmez ve kılıçlar (pardon kalemler) yeniden çekilir ve Para para para, kredi kredi kredi, avanta avanta avanta nidalarıyla yeniden saldırıya geçilir. Bu sefer vurulmaktan bi tap düşmüş olan biraz güç toplamıştır ve kendisini savunacak mekanizmalarını geliştirmiştir. Bu saldırılara papuç bırakmamaya kararlıdır ve savaşmaya karar verir.
***Evet, yukarıda anlattığım olaylar bire bir yaygın medyanın yaşadıklarıdır ve gerçekleridir. Bu yüzden güvenirliği falan kalmamıştır. Bunu şunun için yazdım. Boluda son zamanlarda yerel medyanın da aynen bu taktiği uyguluyor olduğunu fark ettim. Başlangıçta Ramazan ayı nedeniyle galibe Sayın Vali Halil İbrahim Akpınarı es geçiyorlar diye düşünmüştüm. Çünkü kendisine öyle vurdular ki, öyle vurdular ki. Yetme di bağlı bulunduğu kamu kuruluşlarına bile saldırılar başladı. Tek taraflı haberler, ilgilisinden görüş alınmadan sırf bir tek anlatımla yapılan karalamalar günlerce sayfalarını süsledi. Hatta hatta başta yazarları çizerleri başka konu bulamamışlar gibi Vali Akpınarı köşelerine olumsuz bir şekilde konu ettiler.
Sonra onlarda durdu. Beklemeye başladılar. Araya ramazan ayı falanda girince bir ılık rüzgârlar esmeye başladı. Ve onlarda İstanbullu ağabeyleri amcaları gibi, davranmayı tercih ettiler. Bu aralar Sayın Vali her şeyi çok doğru yapıyor anlaşılan. Ya da onların istediği gibi mi davranıyor Ya da Sayın Valiye bağlı kuruluşlardan bir şeyler almış olmasınlar. Birileri bir yerlerden bir şeyler koparmış olmasın!
Ramazan ramazan, mübarek bayram öncesi nerden aklıma geldi şimdi bunlar.