Keşke herkes çocuk kalabilse

Hamza Canbaş

Cumartesi günü evden çıkıp Bolu Fotoğraf Sanatı Derneği’nin Genel Kurulu’na giderken, 23 Nisan bayramından dönen elinde balonlu çocukların yüzlerindeki sevinçlerine ortak olmamak için kendimi zor tuttum. İçimdeki çocuk “hadi bir balonda biz alıp yanlarına gidelim” diye tutturdu.
Daha sonra eve geldiğimde de Televizyondan çocuk programlarını izlemeye başladım. Yüzlerindeki masumiyetle her biri birer melek olmuşlar televizyonlardan bizlere gülümsüyorlar diye düşündüm. İnsan onların hiç büyümesini istemiyor.
Neyse, daha sonra 24 Nisan günü yine Televizyondan çocukların oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Çocuk Meclisinden çocukların yemin törenini izlemeye başladım. Nerede bir gün önceki çocuklar, nerede meclisteki çocuklar. Yüzlerindeki masumiyet gitmiş yerine abus suratlar gelmiş.
Acaba diyorum meclisin genel yapısından mı kaynaklanıyor? Çocukların, çocuk masumiyetlerini alıp götüren ne olabilir ki? Erkeklere giydirdikleri siyah takım elbiseler ve kız çocuklarına giydirilen diz boyundaki siyah etek ve onun üzerine giydirilen siyah ceketler olabilir mi?
Oysa herkes içindeki çocuğu koruyabilmiş olsa, ister mecliste olsun, ister evde, ister okulda olsun hiçbir zaman sevimliliğini kaybetmezler ve yaşamı birbirlerine zehir etmezler. Milletvekillerinin meclis çalışmalarını zaman zaman hepiniz izlemişsinizdir. Birbirleri ile atışmaları, küfürleşmeleri hatta hatta yumruklaşmaları hep içlerindeki çocukları öldürüp meclis çatısı altına gelmiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Ya TBMM binasının böyle kurgulanmış bir yapısı var ya da TBMM binasına girenler kendilerini büyümüş hissediyor.
Oysa Dünya’daki bütün çocukların dili ortaktır. Dünya’daki bütün çocuklar masum ve günahsızdırlar. Dünya’yı çekilmez bir hale getirenler biz büyükleriz. İçimizdeki çocuğu öldürmeden Dünya’yı yönetebilmeyi becerebilmiş olsaydık, bugün hiçbir çocuk ölmüş olmayacaktı.
Tabaklar hamamı
Bolu’daki bir tarih gün yüzüne çıkartılıyor diye, yenileme çalışmaları başladığında sevinmiştim. Sonra ki günlerde de çalışmalar sırasında her önünden geçtiğimde orası için kendimce hayaller kurmuştum; buraya ne yapılırsa çok güzel olur diye. Örneğin, tarihi Tabaklar Hamamımız Türkiye’nin en güzel sanat galerisi olabilirdi. Olabilirdi diyorum çünkü ayakkabı dükkânı oldu. Yine tarihi Tabaklar Hamamımız belediyenin açtığı ve sadece yöresel yemeklerin yapılıp sunulduğu tarihi bir lokanta olabilirdi. Olabilirdi diyorum ama ayakkabı dükkânı oldu.
Kısacası, Tarihi Tabaklar Hamamımız olabileceğin en kötüsü oldu. Ayakkabı dükkânı oldu. Geçtiğimiz akşam, bari dışının güzelliğini fotoğraflayayım istedim. Bu yüzden trafiğin en az olduğu saatte gece yarısından sonra gittim. Dışarısına konulmuş cam vitrinle dış görüntüsünü de bozmuşlar. Ne diyeyim Belediye’nin canı sağ olsun.