Kahrolsun medya

Hamza Canbaş

Özel Televizyonların çıkmasıyla birlikte basında birçok dengeler değişti. Daha doğru söylemek gerekirse, Özel Televizyonlar, toplumun çivisini çıkardı. Yazılı basında geçmişteki birçok etik değerlerini rafa kaldırarak, özel televizyonlara ayak uydurunca iş iyice zıvanadan çıktı.
Bunu şunun için söylüyorum hani Mengenli bir kızcağız, sevgilisi tarafından başı kesilerek öldürüldü ve katili henüz bulunamadı ya, pehlivan tefrikası gibi tam üç aya yakındır hem TVlerde, hem de gazete sütunlarından düşmüyor. Adli Tıp raporunu satır satır yayınlayarak, kızcağızın ailesini her gün öldürüyorlar da farkında bile değiller.
Eskiden, intihar haberleri bile gazetelerde yer almazdı, gerekçesi de gayet mantıklıydı. Emsal teşkil eder, özenti yapar diye gazete yöneticileri bu tip haberlere yer vermezlerdi. Bizim, haber yapıp gazeteye gönderdiğimiz bu tip haberler yazı işlerinde çöpe manşet olurdu. Tabi ki öğrendik bizde ne sebeple yaptığımız haberlerin çöpe gittiğini ve üzülmedik sonrasında.
İlk özel televizyon kurulduktan sonra, sizlerde çok iyi hatırlayacaksınız ki, Boğaziçi köprüsünde intihar şovları başladı. Canı sıkılan çıktı köprüye, eften püften sebeplerle intihar edeceğini söyleyenler, Yok, Savaş Ay gelsin, Yok Uğur Dündar gelmezse kendimi atarım, ben derdimi onlara anlatacağım türünden saçma sapan istekler sıralamaya başladılar. Savaş Ay gitti köprüye, adamı intihardan vazgeçirmek için başladı dil dökmeye, sonrasında bir başka İntihar girişiminde Uğur Dündar bu sefer adamı ikna etmeye çalıştı falan. Ve bunların arkası kesilmedi. Devreye psikologlar girdi. Sonuçta Boğaziçi Köprüsü suçlu bulundu. Gerekçesi ise, rengi griydi ve gri renk insanların intihar dürtülerini körüklüyordu. Bir ara aklı bir karış havada gezen psikologun birisi, köprünün maviye boyanması önerisini getirdiyse de bu işten vaz geçildi. Sonrasında TVlerin Genel Yayın Yönetmenleri işe uyandılar da bu tip haberleri ekrana getirmemeye karar verdiler ve intihar eylemleri son buldu.
Yine hatırlayacaksınız, bir buçuk yıl önce, Ankarada Bilkent Üniversitesinde okuyan 21 yaşındaki genç bir kız, Profesör olan annesini hunharca katletti. Ve bu haberde günlerce TVlerde ve gazetelerde en ince detayına kadar yer verildi. Sonrasında, yurdumuzun başka başka yörelerinden de benzer haberler yayılmaya başladı. Bursadan, Balıkesirden, Manisadan benzer haberler TVlerin haber bültenlerini doldurdu. Hatta birisi işi daha da ileriye götürerek, facebookundan oluşturduğu grup arkadaşlarına, annemi nasıl öldürebilirim diye sorular sordu ve gelen cevaplar içersinde en çok ilgisini çekecek mesajı dikkate aldı ve annesini öldürmüştü.
Şimdi de Münevver Karabulut cinayeti haber bültenlerini süslüyor. Süslüyor diyorum çünkü haberleri yayınlayanlar, bu cinayeti süsleyip püsleyim bizim önümüze koyuyorlar. Midemizi kaldırıyorlar. Dahası, aileyi perişan ediyorlar. Haberi yayınlayanlar, sanki Adli Tıp Uzmanıymış gibi, ya da dedektif gibi haber hazırlayıp bize sunuyorlar. Ve Münevver karabulutun katili henüz bulunmuyor. Bulunmuyor çünkü katil kendisi ile ilgili polisin yaptığı her çalışmayı medyadan takip edip ona göre kaçıyor, saklanıyor.
****
Fatma Girikin sapıklığa çözümü
Kimin eli kimin cebinde belli olmayan bir sürü dizi TVlerde boy gösteriyor. Bir dilim ekmeğe muhtaç ailenin gençleri bu dizilerdeki aktörlerin yerlerine kendisini koyduğunda birden bire kendisini vahşi kapitalizmin çarkının içinde buluyor. Gerçeklerle yüzleşince de başlıyor vurmaya kırmaya, bir akşam onun koynunda, olmadı bir başkasının yatağında. Oysa o, ne Yaprak dökümünün bir oyuncusu ne de Bin bir gecenin, ya da diğerlerinin. Ve yıllarca, zengin kız fakir oğlan, ya da zengin oğlan fakir kız edebiyatı ile bu milletin gençlerini perişan ettiler. Milli manevi bütün değerler uçtu gitti. Ondan sonra da küçük kızlara tecavüz etmişler, yok onları kesmişler biçmişler. Genç kız annesini öldürmüş, çocuk babasını bıçaklamış türünden haberler. Sapıklık diz boyu. Neysi ki, yıllardır bu ülkede yüzlerce film çevirmiş Fatma Girik hasta yatağından, Bu ülkenin seks filmine ihtiyacı var. Sapıklığın önüne ancak böyle geçilir diyerek müthiş bir çözüm(!) önerisi getirmiş. İşte yılların ödüllü aktrisinden ve de eski bir Belediye Başkanı siyasetçinin yozlaşan kültürümüze çözüm önerisi. Yazıklar olsun. Yalçın Küçük hoca, boşu boşuna, bu milletin ahlakını Hülya Avşar ve Kaya Çilingiroğlu bozuyor dememişti. Oysa ülkemizde onlar gibi yüzlercesi bu milletin ahlakını bozdular.