İnsan ve vatan

Hamza Canbaş

İNSANIN vatanı, insanın kendisine benzer. Ya da vatan, süreç içersinde, içinde barındırdığı insanlarının karakterleriyle hiç kimsenin anlamadığı bir hayat bulur. Ki, böyle vatan toprağından böyle insanlar çıkar.
Çeyrek yüzyıldan fazladır bu ülkede aleni bir savaş yaşanmakta ve bu ülkenin idarecileri savaşı bitirme noktasında ciddi gayret göstermemektedirler. Adına terör denilerek geçiştirilen ve binlerce genci vatan uğruna şehit verirken kılını kıpırdatmayanların ya da göstermelik bir şeyler yapıyoruz diyenlerin ruh haline bürünmüş bir toprağın üzerinde nefes alıyoruz.
Şair, “Toprak eğer uğruna ölen varsa vatandır. (M.C.K)” diyor. Biz bu anlamda yıllar önce üzerinde yaşadığımız coğrafyayı kendimize vatan yapmış bir milletiz diye kendimizle gurur duyarız. Ancak hala daha bu coğrafya üzerinde binlerce gencimizi şehit diye toprağa veriyoruz. Bu anlamda da bu coğrafya hala daha bize vatan olmuyor. Belki de artık kan dökerek bir coğrafyayı vatan haline getirmek çok gerilerde kaldı.
Sorun da burada başlıyor, herkes “vatan uğruna” birbirine silah doğrultuyor. Oysa vatan uğruna birbirimizi sevmekten başka çaremiz yok.
Artık günümüzde vatanı sevmek demek, o coğrafya da yaşayan bütün herkesi sevmek demek anlamına geliyor. Ve günümüzde vatanı sevmenin tek yolu vardır. O da, vatan dediğimiz coğrafya da herkesin birbirini sevmesidir. Yaşamın güzelliği de, vatanın güzelliği de buradadır. Vatanı, tıpkı insanları sevdiğimiz gibi seversek geliştirebiliriz. Vatanı olduğu gibi kabul edip sevebilirsek şehit cenazesi yerine düğün halayları çekeriz. Karadeniz de kemençe eşliğinde horon tepip hop tek oynarız, Güneydoğuda davullarla halaylar çeker, Egede zeybek oynarız.
En başa dönersek, “insanın vatanı insanın kendisine benzer.” Bu yüzden bu ülkede kan durmuyorsa en başta içimizde yaşattıklarımız kötülükleri bir kenara koymalıyız. Üzerinde nefes alınmayan bir toprak parçası hiç kimseye vatan olamaz. Ve biz ne yazık ki bu vatanı kendimiz gibi cani bir kara parçasına dönüştürdük.