Bir nikah dört kadın

Hamza Canbaş

     DÖRT tane kadın ile evlenmenin yasal olmasını isteyen Sibel Üresin isimli bir kadın geçtiğimiz haftaya damgasını vurdu.

     Önce sıradan birisi olduğunu ve söylediklerini önemsememeyi düşündüm. Sonra herkesin benim gibi düşünmeyeceğini kabul ederek, söylediklerini ciddiye almaya karar verdim. Ne de olsa, Belediyelerin organize ettiği konferanslarda evlilik danışmanı olarak görev yapıyor ve dinleyicilerine bildiklerini hatta bilmediklerini anlatıyor.

     Bu lafı bir erkek söylese gerçekten onu bilgisiz kabul edip konuştuklarını ciddiye almazdım. Ancak “Erkekler dört tane kadınla nikahlanabilseler” diyen kişinin bir kadın olması beni fazlasıyla şaşırttı. Üstüne üstlük hanımefendinin bu konuyla ilgili ciddi gerekcesi de var. Buyuruyor ki, “Ülkemizde erkek bir kadına nikah yapıyor ama zaten tek eşli yaşamıyor. Eşini aldatıyor. Bir süre sonra da nikahlı karısına dönüyor ve bunun sonucu olarak ta, ikinci kadın ortada kalıyor. Bunu önlemek için erkek ikinci ve sonraki kadınlara da nikah yapsın.”

     Sibel hanım bu savını desteklemek için de İslam ve Türk tarihinden örnekler veriyor. Görüşünün kabul edilmesini istiyor. İlk önce Sibel hanımın bu konuda bilgisiz olduğuna adım gibi eminim. Özellikle İslamda ve Türk toplumlarında insanların çok eşli olduğu dönemleri ya bilmiyor ya da gözardı ediyor. Hangi şartlarda ve ne gibi nedenlerle erkeklerin birden fazla ve hangi kadını nikahı altına alabileceği belirlenmiştir. Özellikle islamın öngördüğü şartlarda birden fazla kadını nikahı altına alabilecek babayiğit kalmış mıdır? Bir kadının bile sorumluluğunu yerine getiremeyen bir erkek diğer kadınların sorumluluklarını nasıl taşıyacaktır çok merak ediyorum. Ben öyle ekonomiye ya da fiziksel güce dayalı bir sorumluluktan bahsetmiyorum. Hak, eşitlik gibi bir kavramları gözetmeksizin birden fazla eşliliğe islam asla izin vermezken, Sibel hanımı anlamak mümkün değildir. Sibel hanım bu konuları atlayıp olaya direkt ekonomik açıdan yaklaşarak büyük bir yanlışa düşmüştür.

     Yine ayrıca hanımefendi, “kadını ortada” bırakıyorlar diyerek erkekleri de suçlamış, canı sağolsun. Ancak Sibel Üresin hanımefendinin bu konuda da unuttuğu bir başka gerçek daha var ki, evli bir erkeğin sevgilisi olan kadın, en başta kendi hem cinsine bir haksızlık yaptığını düşünmeli. Hem cinsinin aldatılmasında rol aldığını unutmamalı. Hal böyle olunca ekonomik anlamda ortada kalması da en başta kendi sorunu olduğunu kabul etmeli. Nikahlı eşine, “Ben bir başkasını seviyorum. Bu yüzden seninle yollarımızı ayırıyorum” diyebilen dürüst, sevgisine sahip çıkabilen kaç kişi vardır bilemiyorum; ama bu iş böyle olması gerekiyor. Yoksa, “Seni seviyorum, ama çocuklarımın anasını bırakamam. Eşimle de konuştum, bu yüzden seni de nikahıma alıyorum” demenin islamla falan bir ilgisi yok.

     Ak Partili Belediyelerde “Evlilik koçu, danışmanı” olarak çalışan Sibel Üresin hanım istiyorsa ve de adamın eşi kabul ediyorsa kuma olabilir. Bu sorun tamamen onun kendi bileceği bir iştir. Ama bu konuyu islama mal etmesi doğru değildir. Günahına kılıf aramak islamda belamlaşmaktır.