Bir büyük, bir küçük (ama yüreği kocaman) iki yazar

Hamza Canbaş

Sanırım yaş ilerledikçe insan biraz daha duygusal oluyor. Hisler kuvvetleniyor ve daha önce size hoş gelen konularda eski zevki almıyorsunuz.
Uzun zamandır bir yazar olarak, özellikle son üç dört yıldır okuduğum yazılardan zevk almıyorum. Bana bir şey öğretmiyor ve en önemlisi bende hiçbir his uyandırmıyor. Sanıyorum bu konu, yazıyı yazanla ilgili olsa gerek.
Aslında bu duruma sebep olan tek şey yazıyı yazan kişi ile direkt ilgili bir konudur. Örneğin geçmiş hayatını bir takım entrikalarla geçirmiş birisinin bu gün size, yazılarında dürüstlük taslaması sizi ne kadar etkileyebilir ki? Hani biraz “dinime küfreden bari Müslüman olsa” türünden yazılardan bahsediyorum. Aslında ne kadar doğruyu yazarsanız yazın, o doğruları kendi yaşamınızda uygulamadıkça okurların gözünde yazdıklarınız etkili olmuyor.
Bu çerçeveden bakıldığında Bolu’da yazı yazanların çoğunu yakından tanıyorum ve yazılarını okudukça gülüyorum. Kalemlerine mürekkep yerine zeytinyağı koyup, yazı diye okurlarına sundukça kızsam mı gülsem mi bilemiyorum. İsim vermiyorum ama geçen hafta böyle bir yazıyı okuyunca doğrusunu isterseniz ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Esasında bu arkadaşı çok güzel yağ çekebildiği için tebrik etmeliyim diye düşünüyorum. Kırkpınar güreşlerinde bile böylesine yağcı bulunmaz. Hani yağ çektiği kişiyi cümle âlem bilmese gam yemeyeceğim, Yahu kardeşim ne kadar yağlarsan yağla senin pehlivanın güreşe çok iyi antrenman yaparak hazırlanmadıysa ancak deste boyda sonuncu olur. Bu millet yağ çektiğin kişiyi senden benden iyi tanıyor. Ayrıca o adamın zaten senin yağına da ihtiyacı yok.

***
Ama benim asıl söylemek istediğim bu değil. Yukarıda da dediğim gibi bazı arkadaşların yazılarından etkilenmiyorum. Ama bu hafta gerçekten benim çok etkilendiğim bir yazı Bolu Gündem gazetesinde yayınlandı. Uzun yıllardır tanıdığım ve arkadaşım oldukları için gurur duyduğum iki yazar arkadaşım var. Tuncay ve Hülya Alnıak çifti. Tuncay’ın Bolu Gündem gazetesindeki yazılarını ve Hülya’nın Bolu Takip gazetesindeki yazılarını zevkle okurum ki bazı görüşlerini paylaşmasam da yazdıkları beni etkiler ve o yazılardan öğrendiğim birçok konu vardır. Ancak bu hafta Tuncay kendi köşesini kızına Ezgi Ecem’e ayırmış ve belki de son yıllarda en çok etkilendiğim ve birçok şey öğrendiğim o yazıdan ve yazarından bahsetmesem olmaz.
Zaman ne çabuk geçmiş o yazıdan anladım. Oysa ben Ezgi Ecem’i, üç ya da dört yaşında iken annesi ve babasının ellerinden tutmuş kaldırımda yürürken görmüştüm en son. Meğer büyümüş ve kocaman bir yazar olmuş. Tuncay’ın hoşgörüsüne sığınarak bu hafta köşesine koyduğu kızı Ezgi Ecem’in yazısını bende sizlerle paylaşmak ve sonrasında birkaç kelam etmek istiyorum.

***

“Babam bana yazı yazma fikrini ilk sunduğunda aklımda tek fikir belirdi.
Konu bendim, yaşıtlarımdı.
Ve bizim zıt ya da aynı, çoğu dinlenmeyen, dinletilmek istendiğinde su ve gaza maruz kalan fikirlerimizdi.
Aslında temiz ama kimine göre sinir bozucu kimine göre fazla cüretkâr 3–5 genç istekti, eleştiriydi.
Hepimiz aynı fikirde miyiz? Hayır.
Aynı yöne mi bakıyoruz? Tabii ki hayır.
Ama söyleyecek bir kaç sözümüz var.
Her insan gibi ülkemizin haline üzülme halimiz var.
Yöntemlerimiz farklı.
Kimimiz tepkisini bir koli yumurtayla anlatıyor, kimi - bu ben oluyorum - kendi içinde kendi düşüncelerini yargılayıp sonuçlar elde etmeye çalışıyor.
Çevresine anlatıyor. Arkadaşlarının fikirleriyle çarpışıp, onlara yön vermeyi deniyor ve öyle büyüyüp gidiyor.
Benim ülkem satılıyor, halkım uyuyor. Benim ülkem sömürülüyor, halkım Tayyip işini bilir diyor.
İktidar öyle bir lidere sahip ki bazen inanasım geliyor dediklerine.
Sonra günah işlemiş gibi tövbe çekiyorum arkasından.
Muhalefet öyle sönük ve kriz yönetimi konusunda bilinçsiz ki, ortaokul münazarasını aratmıyor anlatma çabaları.
Her siyasi vurgundan sonra - ki bu klasik sol insanının her seçimden sonraki hali olmakta- komplo teorileri üretiyor beynim. "Ah Amerika" nidası seçimlerden sonraki değişmez bir kaç günümü anlatıyor.
Benim ülkem ne olur? Nereye gider?
Buna kim dur der? Sonu İran mı olur?
Yoksa daha ucuz mu kurtulur?
Evet, evet biz ufak sorunlarla meşgul edilirken aslında uyutulup başka bir sona doğru hazırlanıyoruz.
Her şey bir bir usulüne uygun yapılıyor aslında.
Gün geldiğinde birileri "işte bugün bize bayram" dediğinde, yine usulüne uygun kurban edileceğiz.
Fazla mı iddialı?
Göreceğiz.”
***
Sevgili Ezgi Ecem, seni yürekten kutluyorum. Ülkemize karşı yürekten duyarlı olduğun için. Seni kutluyorum büyükler bile kalemlerinden yağ damlatırken sen cesaretli bir şekilde konulara parmak bastığın için. Seni kutluyorum, gençlere karşı güvenimi artırdığın için.
Senin, babanın köşesinde misafir yazar değil de bir gazetede kendi köşesinde yazma zamanın çoktan gelmiş de geçiyor bile.