Ben Deniz Baykalı alkışlıyorum

Hamza Canbaş

Bazı zamanlar bizim mesleğin en kıdemlilerinden ve de herkesin Yener Abisi ile gazeteye yazı yazmaya gittiğim anlarda karşılaşırız. Selam kelamdan sonra, Sevgili Yener Abi konuya direkt dalar ve bana, Bu hafta da CHPnin aleyhine mi yazdın diye takılır. Tabi ki bu soruyu gülerek sorduğu için ben asıl ne demek istediğini anlar ve hemen cevabımı veririm, Benim CHPye ihtiyacım var Yener Abi derim. Bu cevap karşısında kendileri de bana, haklısın der. Ve biz bu şeklide kısa bir CHP eleştirisi yaparak ayrılırız. Şaka bir yana, her ne kadar CHPyi sürekli eleştiren birisi olsam da gerçekten de benim CHPye ihtiyacım var ve ben bu yüzden özlediğim CHP kimliğini göremeyince eleştiriyorum. Kaldı ki, samimi gerçek CHPli dostlarımda haklı olduğumu her zaman söylüyorlar. Ancak, bugüne kadar sürekli eleştirdiğim Sayın Deniz Baykalı bu hafta ellerim patlarcasına yürekten alkışlıyorum. Kendisini, Diyanet İşler Başkanlığının organize ettiği Kutlu Doğum Haftasındaki konuşmasında, baştan sona kadar dikkatlice izledim. İnanın ağlamamak için kendimi zor tuttum. Niye şimdiye kadar bu konuda geç kaldılar diye kızdım. Önder Sav aklıma geldi ona lanetler okudum. Çarşaflı hanımlara rozet takarken buruk bir şekilde gülümsediğim aklıma geldi hüzünlendim, Mersinde, CHPli hanımların çarşaf yırttıkları gözümün önüne geldi sinir katsayım tavan yaptı. Ama Sayın Baykalın konuşmalarını izledikçe yüreğim coştu. Söylediklerini çok samimi ve içten buldum. Özellikle, Peygamberimiz ile ilgili söylediği, Onun yaşantısı Kuranı Kerimin tefsiridir, açıklamasıdır derken Peygamberimizin hadislerini yok sayanlara yaptığı göndermesi muhteşemdi. Ve zaten bütün salonun coşkulu bir biçimde alkışlaması Sayın Baykalın konuşmasında doğru yerlere parmak bastığının göstergesiydi. Bence CHPliler Sayın Baykalın bu konuşma CDlerini çoğaltıp halka dağıtmalıdırlar. Sayın Baykalın bu konuşmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçecek. Ben sokakta karlaştığım bazı kişilere, Sayın Baykalı dün gece izlediniz mi diye sorduğumda partili partisiz hemen herkesin benimle aynı düşünceyi paylaştığını gördüm. Benim açımdan bu çok büyük bir gelişme. Halkın özlediği ve ihtiyacının olduğu bir CHP görüntüsü. Bu yüzden, partinin diğer ileri gelenleri de yaşantılarına, söylediklerine dikkat etmeliler. Ne çarşaflılara rozet takmak, ne de din görevlilerine mektup yazmak CHPye bir şey katmaz. CHP söylediklerinde samimi olmalı, halkın partisi olduğunu ve Türkiyenin CHPye ihtiyacı olduğunu unutmamalı. Eğer CHP gerçekten bu ülkeye yönetmek istiyorsa, CHPnin ne askere, ne de hukukçulara ihtiyacı yok. Halkın yüreğine inmeli, halk gibi düşünmeli, halk gibi yaşamalıdır. Sayın Baykalı tekrar alkışlıyorum ve Kutlu Doğum haftasındaki organizasyonu nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığına da teşekkür ediyorum. Necip Başkana
Bir gün Beyaz bir adamla bir Kızılderili atlarına binerler ve dörtnala bir yere giderler. Çünkü aceleleri vardır. Bir süre dörtnala at sürdükten sonra, birden bire Kızılderili bir ağaç görür ve hemen atından iner, atını ağacın dalına bağlar kendiside gölgesinde ayin yaparcasına oturur.Beyaz adam çok şaşırır ve sorar, Ne oldu Neden durdun Neden ve kimi bekliyoruzKızılderili cevap verir, Çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı der. ***Ben bu Kızılderili hikâyesini çok beğenirim. Somut olarak baktığımızda belki sizlere gülünç gelebilir. Evet, bazen insanların ruhlarını beklemesi gerekiyor.Bu hikâyeyi Boluspor Kulübü Başkanı ve Akpınar Mahallesinden arkadaşım Sayın Necip Çarıkçıya ithaf ediyorum. Aslında hepimiz, yaşantımız içersinde çok hızlı yol alıyoruz. Kendimizden, kendi benliğimizden, en azından kim olduğumuzdan farkında olmadan uzaklaşıyoruz. Yaptığımız işler, dünya meşgalesi, çocukların durumu, İşyerinin durumu, Başkanı olduğumuz Derneğin faaliyetleri, Boluspor Kulübü derken hayatı çok hızlı bir şekilde kat ediyoruz. Oysa ruhumuz, oysa benliğimiz bizim kadar hızlı yol alamıyor. Durup beklemek gerekiyor. Ki ruhlarımız bize yetişsin. Beklerken düşünmek gerekiyor. Yoksa kim olduğumuzu, aslında ne yapmak istediğimizi, nereden gelip nereye gittiğimizi unutup kendimizi kaybedebiliriz. En azından haftada bir gün geride kalmış ruhlarımızın bize yetişmesine imkân verelim. Durup bekleyelim.