YARGIÇLAR YARGIYI KORUMALIDIR

Gazanfer Günler

Bir ülkenin çağdaş – demokrat olmasının temel koşulu bağımsız ve adil yargıya sahip olmasıdır.

Yargıçlar, Milli hukuka; Yargıyı ilgilendiren Uluslar arası Sözleşmelere; Türkiye Cumhuriyetinin yetkisini tanıdığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesin içtihat kararlarına; tam anlamıyla VAKIF olmalıdır.

Artık sadece iç hukuk kurallarını bilmek yetmemektedir. Uluslar arası – evrensel – hukuk ilkelerinin bilinmesi gerekmektedir.

Çağın iletişim araçları sayesinde, Şemdinli Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan – adil yargılama hakkı ihlali – Strazbourg da duyulmaktadır.

Avrupa Konseyi nezdinde, Türkiye imajı hızla bozulmaktadır. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin en yoğun ihlal edildiği ülkelerin başına geçmiştir.
Adil Yargılama hakkı, çok yoğun şekilde ihlal edilmektedir.

1 – Tutuklamalarda, sağlam dayanaklar aranmamakta, sağlam gerekçeler ortaya konamamaktadır.

2 – Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ncü md de yazılı – katalog suçlar tabir edilen suçlamaya maruz kalan şahıs – yeterli delil olmasa da ucu belirsiz şekilde tutuklanabilmektedir.

3 – Tutukluluk hali yıllarca sürmektedir. Mahkemeler, ( SUÇ VASFINA, DELİL DURUMUNA VE HENÜZ DELİLLERİN TOPLANMAMIŞ OLMASINA, DELİLLERİN KARARTILMA İHTİMALİNE BİNAEN) şeklindeki matbu gerekçeyle tutukluluk halinin devamı kararı vermektedir.

Deliller toplanmışsa, iddianame nasıl ve niçin kabul edilmiştir? Mevcut deliller sanık tarafından veya zanlı tarafından mevcutsa nasıl karartılacaktır?

Çeşitli Yargıtay kararına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mahkumiyet kararlarına rağmen, yargıçların geçmişten gelen gelenekleri sürdürmeleri, Türkiye’yi çok zor durumda bırakmaktadır.

10 Ocak 2012 tarihinde, Avrupa İnsan hakları Komiseri THOMAS HAMMERBERG’in Türkiye Raporu yayımlandı.
Türkiye hesabına çok ağır eleştiriler taşıyor. En ağır eleştiri, Türk Yargısına özellikle de – özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerine yönelik:

- Özel yetkili Mahkemelerin, Tabii Hakim Kavramına ters düştüğü;
- savunma hakkına olağan ceza usulüne kıyasla çok ciddi kısıtlamalar getirdiği
- bu Mahkemelerin gerekliliğinin gözden geçirilmesi;
- Terörizm ve bir suç örgütüne üyelikle ilgili bazı suçların tanımı;
- tutuklamaya çok sık başvurulması;
- Uzun tutukluluk sürelerinin makul sınırları çok aştığı - cezaya dönüştüğü- ileri sürülmektedir.

Bu rapor, AİHM’de, Türkiye aleyhine devam eden 16000 civarında davada aleyhimize kullanılacaktır.

Yargıçlar, bu eleştirilere kulak kapamamalıdır. Ülkemizin çıkarlarına ters düşecek her uygulama, çağdaş demokrasimizden düşen bir tuğladır. Yargıçlar, yargıyı ve adına karar verdikleri Milletimizin yüksek menfaatlerini korumalıdır.