DIŞ POLİTİKADA STRATEJİ

Gazanfer Günler

Fransız ihtilalinden sonra, Osmanlı İmparatorluğunun çözülmesi, dağıtılması ve paylaşılması Fransa’nın hep siyasi hedefi olmuştur.
Mayıs 1800’de Napolyon, Talleyrand’a yazdığı mektupta (Osmanlı İmparatoluğu uzun süre yaşamayacaktır. Rus Çarı 1 Pol’ün dikkatini bu yöne çekiniz. Osmanlı’yı paylaşmakta ortak çıkarımız vardır) diyordu.

1814 yılında Viyana Kongresi’nde (AVRUPA DEVLETLER KONSEYİ) kuruluyor, Osmanlı Devleti bu konseye çağrılmıyor ve çatısını İngilizler- Fransızlar ve Ruslar oluşturuyordu. Konseyin görünürdeki amacı ekonomik, siyasi işbirliği ve ortak ülkelerin toprak bütünlüğünün korunmasaydı.

Aynı yıl Yunan Filiki Eterya örgütü kurularak Osmanlı’yı fiilen bölme çalışmaları başlatılıyordu.
Avrupa Devletler Konseyi’ne girebilmek için Abdülmecit, 1853’te Fransız ve İngilizlerin hoşuna gideceği umuduyla Rusya’ya savaş ilan ediyordu. 30 Kasım 1853’te, Osmanlı donanması Sinop önlerinde baskın yiyor ve 2700 şehit, 556 ağır yaralı ve 150 esir vererek mağlup oluyordu. Abdülmecit, daha sonra (AVRUPA SENİN İÇİN ÖLDÜLER) YAZILI MADOLYONLAR BASTIRARAK Avrupa Devletler Konseyi üyelerine dağıttırıyordu.

Toprak bütünlüğünün, ancak Avrupa Devletler Konseyine üye olmaktan geçtiğini düşünen Padişah Abdülmecit. Fransa nın telkiniyle gayrimüslimlere ayrıcalıklar tanıyan, YABANCILARA TOPRAK SATIŞINA İZİN VEREN ve Anaya yerine geçecek ISLAHAT FERMANI NI 28 Şubat 1856 tarihinde ilan ediyor arkasından 30 Mart 1856 tarihinde Paris anlaşmasını imzalıyordu.

Ödül olarak (Tarihinde hiç yabancı nişan kabul etmemiş Osmanlı Padişahlarının aksine) Fransız Legion D’Honneur nişanını kabul ediyor ve İslam Halifesi olduğunu unutarak Saint Georg Hıristiyan Tarikatı müritleri arasına adını yazdırıyordu.
Tüm bunları Avrupa Devletler Konseyi üyeliğini sürdürebilmek adına yapıyordu.

Sonuç mu? Bölünmüş, parçalanmış ve tarihe gömülmüş Osmanlı İmparatorluğu…

                                                &

100 yıl sonra Osmanlı İmparatorluğunun varisi Türkiye Cumhuriyeti, AB üyesi olmak için 52 yıl süren bir mücadele veriyor. Türkiye Cumhuriyeti toprak bütünlüğünü AB üyesi olarak koruyabileceğini düşüyor. Ekonomik kalkınmasının AB üyeliğinden geçtiğini düşünüyor ve kapıda bekliyor.
ABD ile stratejik müttefik olmayı amaç ve övünç sayıyor.
Komşularla iyi geçinmek ve ekonomik işbirliği oluşturmak istiyor.

Ama, şu açık ki Türkiye gelecekteki konumunu hala tespit edebilmiş değildir. Küresel ölçekte liberalleşme, dünya ölçeğinde serbest ticaret AB gibi bölgesel birliktelikleri anlamsız hale getirmiştir. Türkiye küresel liberalleşme içindemi yer alacaktır. Bölgesel işbirliğine mi girecektir.

Türkiye bir yandan küreselci gözükürken diğer yandan AB ci gözükmekte ve bu uğurda Gümrük Birliği Antlaşmasıyla 28 Şubat 1856 Paris Antlaşmasındaki gibi imtiyazlar ve tavizler vermektedir. Önümüzdeki günlerde yabancılara mülk satışında büyük kolaylıklar getiren yasa tasarısı TBMM gündemine gelecektir. Niçin? AB istediği için.

AB nin yönetici iki ülkesi Almanya ve Fransa Türkiye nin birliğe alınmayacağını açıkça ifade ederken, Türkiye’nin bölünmesine yol açacak politikalar izlemeyi sürdürmektedirler. Her iki ülke de PKK yı desteklerken, Fransa, bir müttefike yakışmayan şekilde Ermeni mes’elesini gündemde tutmakta ve hatta soykırımı red yasası savunur gözüktüğü değerleri de inkar etmektedir.

Türkiye, vakit kaybetmeden siyasi projesini yapmalıdır. Ekonomik ve sosyal projesini belirlemelidir. Hem küreselci, hem AB ci olunmaz. Hem milliyetçi, hem AB ci olunmaz. Milli çıkarlarımız, hedeflerimiz ve bu hedeflere ulaşmada izlenecek Milli kaynaklara dayalı dinamikler seçilmelidir. Çelişen tercihler; dış politika stratejisi olmamasından, tarihten ibret alınmamasındandır.