BOZULAN İMAJ

Gazanfer Günler

İsrail’i ilk tanıyan Türkiye, Cezayir direnişçilerine karşı Fransa’yı desteklerken, İslam topluluklarında çok büyük prestij kaybına uğruyordu.

Ta ki Gazze direnişçilerine verilen desteğe, İslam coğrafyasındaki halklara ve devletlere verilen desteğe kadar. Sn. Başbakan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı’na çıkışı ve takip eden işbirliği çabaları olumlu sonuçlarını vermiş ve Türkiye 21. yüzyıl İslam önderi olarak görülmeye başlamıştır.

Suriye, Irak, Ürdün ve Lübnan’la ekonomik işbirliği, siyasi işbirliğine dönüşmüş fiilen hudutlar kaldırılmış; Suriye’ye vizesiz giriş ve çıkışlarla iki ülke halkının ekonomik refah düzeyinde ciddi yükselme başlamıştır. Suriye’ye yıllık ihracat tutarı iki milyar doları geçmiştir. Hama ve Halep’e çok sayıda Türk yatırımcı ciddi boyutta yatırım yapmıştır.

İki ülke arasındaki yakınlaşma turizmi de etkilemiş, çok sayıda Suriye vatandaşı, günlük alışverişini dahi Hatay’dan, Gaziantep’ten yapar olmuştur. Türkiye’den günü birlik seyahatler başlamıştır.

Emperyalist güçlerin buna izin vermeyeceğini daha önceki yazılarımızda vurgulamıştık. Gerçekten de Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarları, düğmeye basmış ve Suriye’de iç karışıklıklar başlamıştır.

Baas rejimi gitmeli miydi? Evet gitmeliydi. Ama kendi iç dinamikleriyle gitmeliydi.
Suriye çağdaş demokrat mıydı? Hayır değildi.
Suriye’de insan hakları ihlali var mıydı? Evet vardı.
İktidar çok partili hür seçimlerle mi belirleniyordu? Hayır.
Kadın hakları var mıydı? Kısmen vardı.
Etnik ve mezhepsel ayrım var mıydı? Evet vardı.

Olumsuzlukları çoğaltarak uzun uzun saymak mümkündür.

Peki aynı olumsuzluklar Suudi Arabistan için geçerli miydi? Evet geçerliydi. Hatta daha da ağır biçimde. Şeriat Cezaları en ağır biçimde uygulanıyor, bir hanım tek başına yanında birinci derece yakını olmadan sokağa çıkamıyor, otomobil kullanamıyor.

Eğer Suriye’ye müdahale gerekçesi, insan hakları ihlali ve antidemokratik bir rejimin mevcudiyeti ise Suudi Arabistan için aynı gerekçeler niçin geçersizdir.

Her şey bir yana, hükümran bir devletin iç işlerine karışmak, mevcut rejimini devirmek için müdahil olmak, Birleşmiş Milletler Kurallarına aykırıdır.
Bir devlet Sınırları içinde rejimini ve bütünlüğünü koruma hakkına sahiptir. Bunun suistimal edildiğinin taktir yeri Birleşmiş Milletlerdir. Milletleri atlayarak müdahale girişimleri, ilerde Türkiye için sıkıntı yaratabilir. Kötü emsal olabilir.

Kısa süre önce ABD Beyaz Saray sözcüsü, basına açıklama yaparken; Suriye’ye ABD’nin karadan doğrudan müdahale etmeyeceğini, bunu yöredeki işbirlikçileri eliyle yapacaklarını ifade etmiştir.

Türkiye’nin , ortada iki ülke arasında hiçbir sorun yokken celallenmesi, kuşku yaratmaktadır.

Türkiye’nin takındığı tutum, Müslüman alemde yükselen prestijini sarsmaktadır. Türkiye’nin de görev aldığı Libya Nato operasyonu ne sonuç vermiştir. Kim kazançlı çıkmıştır. Sarkozy’nin Fransa’sı üretilen petrolün %35’ini sahiplenirken, Türkiye 400.000.000 USD nakden ve gıda, giyecek yardımlarına ilaveten diğer masraflarıyla önemli mali yük altına girmiştir.

Suriye’ye askeri operasyon son derece tehlikelidir. En önemli tehlike, Türkiye’nin Müslüman alemde güvenilirliğini yitirmesidir.
Böyle bir müdahalede taraf olunması, ya da müdahale yapacak ülkelere destek verilmesi Suriye halkında derin yaralar açacaktır. Yıllarca telafi edilemeyecektir.

Türkiye, Birleşmiş Milletler kararı yokken, Arap Birliği’nin kabul ettiği ambargoya dört elle sarılmıştır.

Son derece yanlış ve aceleci politikanın mali sonuçları Türk Ekonomisini sarsacaktır. Daha ileri aşamada Türkiye Rus ve İran doğalgaz ambargolarına hazırlıklı olmalıdır. Daha büyük cari açığa hazırlıklı olmalıdır. 2012’de Avrupa’da ve ABD’de beklenen mali krizin Türkiye’de daha şiddetli hissedilme ihtimali giderek artmaktadır.