Kelimeler Peşpeşe

     Bir Almanya Gezisinde; 1980 li yılların öncesini hatırlayan fazla kimse yoktu içimizde. Çoğumuz belki hayal meyal hatırlıyor ya da Türk filmlerinden gördüklerimizi babalarımızın anlatımıyla tamamlamış, ama kulaktan dolmadan ileri gidememiş, ya da daha doğru bir anlatımla, olayın ciddiyetini anlamadan bilgilenmiştik. Çocukluğumuzda oturduğumuz sitenin yanındaki metruk binanın duvarına çıkan yağ izi ile karaborsacı, stokçu kavramlarını tu kaka dışında nitelendirmemiş, yağ kuyruğu tüp kuyruğu ekmek karnesi gibi kavramları tarih kitabında ezberlenmesi gereken fazladan bilgi gibi yorumlamaktan öteye gidememişiz. Özellikle 1980 sonrası paranın az ama ihtiyaç duyulan pek çok şeye ulaşabilmenin sıradan bir şey olduğunu düşünürken, o günlerden yıllar öncesinde yokluğu yaşayanların ne demek istediğini anlayamamışız.

    Kendimizi Abdulhamit’in ilim fen öğrensin diye Avrupa’ya gönderdiği, ama oradan dansı alan, isyanı öğrenen, fen adına ilim adına kendine verilen görev yerine, kusura bakmayın ama adına sanat denilip, karın doyurmayan pek çok yenilikten bahsedip te, biz bu memleketi nasıl kurtarırız, bu memlekete nasıl faydamız olur diye düşünmeyen bir grup insanla kendimizi kıyaslamamıza sebep olan konuşmanın sahibi gelene kadar, belki biz de bize verilen bu görevin, ya da hediyenin ne anlama geldiğinin farkına ancak ekmek karnesinin ne demek olduğunun farkına vardığımız kadar varmıştık.

     Pis su arıtma tesisini gezerken, Bolu’dakinin gerçekte neyi yaptığını biliyorduk ama işletim giderleri sebebiyle çalıştırılıp çalıştırılmayacağının düşünülmesinin bile ne kadar gereksiz olduğunu, insanın kendi pisliğini temizlerken, bu işten başka nasıl sebeplenebileceğini gördüğümüzde, belki bir kez daha bu hizmetin en önemli hizmetlerden biri olduğunu anladık. Kibar Feyzo filminin bir sahnesi aklımıza geldiğinde tebessüm etsek te o deliğin içinde başka neler olduğunu görmemiz, bildiğimiz halde ürünü görmüş olmamız bizi minik bir dehşetin içinden geçirdi.

     Çöp yakma tesisine ilk giderken, ne yalan söyleyeyim, aklıma Bolu’da devam eden tesise benzer bir şeyle karşılaşacağım fikri takılmış, gördüklerim karşısında ise yok artık demekten kendimi alamamıştım. Bir tesis ile çöp sorunu ortadan kalkıyordu, düzeltiyorum, tamamen ortadan kalkıyordu. Yanan çöpten su buharı ile önce elektrik elde ediliyor, sonra soğuyan buhar evlere kalorifer tesisatına sokularak ısınma sağlanıyordu. Gezi devam ederken, Kadıköy Eminönü vapurundaki seyyar satıcılar misali, bitti mi, bitmedi, cümlesi üzerine geyik muhabbeti kuruyorduk ve burası aynı zamanda bir kimya fabrikası gibi tamlaması 2. kez kulaklarımızda çınladığında, karşımızda çöpten elde edilmiş sıva alçısının bir aşaması duruyor, 3. kez tekrarlanmasının akabinde ise, çöpten elde edilen tuzu yalayarak test ediyorduk.

     Biz yokluk görmedik. Babannemin çocukluğumda ezeyi (kibriti) tüketmen (bitirmeyin) söz dizisine 10 kuruşluk kibrit için laf ediyor diye kızardık. Biz yokluğu görmedik. Bizim çocuklarımız arabanın olmaması gibi bir kavrama çok yabancı. Elektriklerin kesilmesini anlatmak için belki saatler harcıyoruz. İdare lambasının eğlence için yaktık, ihtiyaç duymadık. Bizim babalarımız dedelerimiz yokluğu gördüğünden kıymetini bildi her şeyin. Çay bardağının dibinde bir damla kalmayana kadar içmeleri ondandı. Karpuz kabuğunda kırmızı parça kalmamasına özen göstererek kesmeleri de belki ondan. Patatesin kabuğunu soyarken ince soyabilmek adına gözlerini zorlamaları ondan.

     Biz yokluğu görmedik. Belki Avrupa da görmedi ama ileride yokluk görme ihtimalini görmüşler. Fosil yakıtlar kendileri tükendiği gibi doğayı da tüketmeye başladı. Yokluğu belki biz görmeyeceğiz ama çocuklarımızın görmemesi için bir sebep yok. Biz belki bunu umursamıyoruz, belki de farkında değiliz. Avrupa alternatif enerji kaynaklarını kullanmaya başladı ve araştırmaya devam ediyor. Biz elimizdekini bile verimli kullanmakta maalesef gerideyiz. Biz tezeği yakıp ısınmayı düşünürken, onlar kanalizasyondaki pisliği arıtmış, içindeki gazı alıp gübre yapmış, aldığı gazı yakıp suyu ısıtıp elektriğini de almış, hala sıcak olan suyu evleri ısıtmakta kullanmış. Biz hala çöp ayrıştırmanın vatandaşa eziyet olup olmadığını tartışırken, onlar çöpü yakmış, yukarıda saydıklarım üzerine alçı üretmiş, tuz üretmiş, bir taşla tam 5 kuş vurmuş durumdalar.

     Biz yokluğu görmeden çaresini aramıyoruz. Bize aslında, sanki, yokluk lazım.

 

Sevelim Sevilelim; (bu) dünyadaki hiçbir şey sonsuz değil

Haftanın Anketi

Neyin Kimin İşi olduğuna kim karar verir
a) Kim
b) Ömer
c) Ali
d) Osman